13 Temmuz 2015 Pazartesi

SİZDEN GELENLER - TUĞÇE KAVA

Mevsim yaz!
Kendini sıcak havaya alıştırmaya çalışan bir yaz olsa gerek.
Doğal insan ve mutlu insan nedir? Ya da günümüz hayat şartların da “mutluluk neydi?” Bunu bir düşünelim. Veya şöyle bir açalım…
Doğal insan nasıl olmalı? Sizin doğal insan dediğiniz kavrama sığan kişilik kimdir? Doğallık kişinin sadece makyaj yapmadan göze gelen hali midir? “ Makyajsız ama çok doğal! , Aa çok doğal bir kadın! , Çok doğal bir kadın (veya erkek)!” diyerek, genelleme yaptığımız şeyler midir doğallık?
Kişi, ne kıyafetleri, ne de makyajsız haliyle doğallık kazanan bir unsur değildir. Doğallık nedir biliyor musunuz? Kişinin, bir kadının veya bir erkeğin (birey olma yolunda ilerleyen kişi de denilebilir.) kalbinin huzurunu, iç sesini keşfettiği, dışarıdan gelen hiçbir sese kulak vermeden, olağan bir şekilde iç sesini dinleyerek, yüzüne yansıttığı gülümsemesidir. İşte, hayatlarımız da aradığımız “doğal kişi veya kişilik” budur.
İnsan, nasıl doğaldır biliyor musunuz?
 “Yüzüne yansıyan kocaman gülümsemesiyle (makyajlı veya makyajsız) en doğaldır.”
“Belki de bazen gözlerinde ışıldayan parlaklıkla en doğaldır.”
“Kalbinin heyecanla çarpmasıyla en doğal olandır.”
“İç sesini dinleyebilmesi ile en doğaldır.”
“Belki de doğallık tümüyle, insanın saf ve temiz gülümsemesi ile bir bütün olandır.”
Ya günümüz şartların da “mutluluk neydi?” Tam anlamı ile doğallıkla birbirlerine eş anlamlı olarak bağlı olan,  en güzel histir. “Evet, sadece bir his, en doğal haliyle bir histir.”
Yaşamlarımızda, ne kadar doğal olursanız,(her anlamda, kendinize dahi) o derece mutlusunuzdur.
“Doğallık=Mutluluk”
Şimdi ise, yapacağımız tek şey, yaşama kulaklarımızı tıkayarak, bir müzik dinlemek. O zaman;
Mutluluk neydi? Gülümseten neydi bizi?

Hep sorduk. Neler umduk, neler bulduk. Neydi şu mutluluk?

Oraya koştuk, buraya koştuk, peşinden yorulduk.

En sonunda bir cevap bulduk.  “Özgürlüktü Mutluluk”

7 Temmuz 2015 Salı

YAZI YOLLAYIN FARKINDALIKSIZ ŞAİRLER

     Bu arada blogu aktif kullandığım bugünlerde geçmişte pek çok kez çağrısında bulunduğum bir konuyu tekrar gündeme getirmek istiyorum. Daha önce defalarca kez "Gelin siz de yazın, güzel olur." dedim. Hatta "Sizden Gelenler" sayfası da yaptım, o sayfada aylarca "Yok ki" yazdı. Blogumda ilk yazısını paylaştığım kişi Demet olmuştu. Hatta "İltifat" isimli yazı ona ait. O ismin hikayesini anlatayım:
     Demet'le Facebook aracılığıyla tanışıp konuşmaya başlamıştık. Öyle 3-5 muhabbet ederken direk benim blogumdan bahsetti. O da yazı yazıyormuş ama kimseyle paylaşmıyormuş. Benim yazılarımı çok beğendiğini söylediğinde bana iltifat etmemesini rica ettim. Ben iltifat sevmiyorum ya. Alışık da değilim, kasılıyorum falan. "Alışmamış insanda iltifat hoş durmaz" gibi bir şey demiştim. Hoşuna gitmiş olacak ki yazının başlığı ne olsun diye sorduğumda direk "İltifat" dedi. Yazılarını ve tanıdığım kadarıyla kişiliğini epey beğeniyordum. Erasmusla İtalya'ya gittiğine ve bu yüzden gitmeden önce hiç görüşemediğimize üzülmüştüm. Orada canı sıkılıyor diye sırf onun için İtalya'ya özel arama paketi bile yapmıştım ama kıl oldu, tüy oldu aramız açıldı. Blogumun şifresi de hala kendisinde vardır. En son ona verirken değiştirmiştim. İşte bazı konularda yüzünü hiç görmediğin insana bile güveniyorsun, yüzünü kara çıkarmıyor ama ölümüne güvendiğin insan an olup geldiğinde ananı ağlatıyor. Neyse... Sanırım iki yıldır falan Demet ile herhangi bir iletişim halinde olmadık. Yazılarımı da okuyup okumadığını bilmiyorum ama şayet okursa; gelip bir şeyler karalamasının benim açımdan hiçbir sakıncası yok, aksine mutlu olurum. 
     Yani işin özü: Blogumda yazı yazmak isteyen herkes yazabilir. Kim olursa olsun, konu her ne olursa olsun yazısını bana mail atması yayımlanması için yeterli olacaktır. Bekliyorum...


berkanargun@outlook.com

6 Temmuz 2015 Pazartesi

KENDİN OL, ÇALIP ANLATMA, DÜŞÜNDÜĞÜNÜ SÖYLE

     "Ekilenin biçildiği kutuda son limana ilk ulaşan kazansın. Limana çıkan, denizi içip zafer işareti yapsın." 
     Sözüm meclisin en içine, hepinize. Sorup öğrenin, öğrenip öğretin. Yalnız iyiliğe değil, tüm davranışa tam iyilikle cevap verin. Kazan boşken yanar, önemli olan içini suyla doldurup kaynatıp yarar sağlamak, kazanı çöp etmemek. Yıllardır süre gelen savaş ve intikam halini yok etmenin tek yolu sabır ve inançtır. Yüz yıllar önce olduğu gibi sana bok yollayana lokum yolla, kafa değil. İlla ki hayatı kayda alacaksan kayıt almayı bağımlılık yapan huy bil, kötüyü değil, yalnızca iyiyi al. Tüm alem üçüncü kişiyi can bilip koruyup kollasa ne hırsız kalır ne de katil. Ne kin kalır ne de intikam. Yediğin yumruğu tatlı bil, ama kimseye ısmarlama! Sen kendini bil, kimsenin hayatını etkileyecek, şeklini değiştirecek, huy edindirecek aptallıklar yapma. İnsanı sev, gerisi hallolur...