Benim cefalı yarim kafamdır, Divanda düşünmek bütün safamdır, Mülkiyet benimçün büyük evhamdır, Senin olanları nideyim gayrı...
28 Kasım 2013 Perşembe
Kış Geleli Çok Oldu
Kış mı dedi birileri?
Oysa ruhum avazım çıktığı kadar bahar ! Nasıl bir özlem taşıyorum bahara, eski dostlara ve yuvaya.
Verilmiş sözlerin tutulmadığı bir kış bana karşı nasıl dürüst olabilir ki ? İkilemde kalmışız özgürlüğümüz mü yoksa bulunduğumuz sınırlı dünya mı?
Uzun sözler bekleyen kısa hayatlarımız var. Yine pencere kenarında kalorifere sarılmış buldum kendimi. Günü nasıl boş geçirebilirim derken aklıma geldi. (Aslında ne kadar acınası bir durumda olduğumun farkındayım yazmak.. o beni bırakmazken ben bu duygudan koşarak uzaklaştım.) Mizacımdan uzaklaştığımı yazılarımdan vazgeçtiğimi anımsadım. Önce kendimi kandırdım, kaçabildiğim kadar kişiliğimden kaçtım.
Sonra aklımda masallar kurdum. Bilinenden bambaşka masallar kaybolan çocukluğumuza inat şeker ve mutlu sonla bitmeyen masallar. Tabi düşünüyor insan karamsar yazarsam arkadaşlarım demiycek mi biz senden komik bir şeyler istedik ama sen gittikçe karanlığa buluyorsun bizi diye. Sanırım bir süredir susmam bu yüzden. Masal dünyasından ayrılıp gerçekleri düşünmeye ayıracak çok zamanım var.
Kısa yazıyorsun ve karamsarsın diyen arkadaşıma..
29 Eylül 2013 Pazar
Hiç Kimsenin Anıları
Ateş kendini yakmaz.
Hüzün eskimez insanlık yaşadıkça.
Ağaç yapraklanınca dillidir.
Hepsinin söylediği tek bir cümledir.
Hangi ressam boyayabilir gökyüzünü?
Hangi göz denizler kadar ağlayabilir?
Sonsuzluk kaleminin mürekkebi dolaşır damarlarında
hayatın.
Hayat ki; suya yazılmış şiir...
Yürek yatağını bulamamış bir nehir gibi coşkun ve
acemi akmaktadır ama er geç denize varır bütün sular.
Dönüşler aslında başadır.
Can suyu verdim hayatıma. Düzensiz yaşanmışlıkların
artından farklı bir şehirle tanıştım. Geleneklere göre yaşayıp burada tabuları
yıktım. En çok söylenen şey sudan çıkmış balık gibi oluyor insan kimseyle
anlaşamıyorsun. Böyle hissettim mi acaba bilmiyorum. Her şey o kadar hızlı
gelişiyor ki neredeydim nereye geldim lan ben oluyor insan.
En çok pes etmekten korktum aklımın bir köşesinde hep
bir düşünce ya başaramazsam?
Bakışları ruhuma çevirip kendimle yüzleştim. Yeni bir
mevsimim ben bakışım sonbahar. Sevdası bir duman zemheri ağustosa inat
ellerimde kar. Ayaz bir gecenin içinde gülen bir güzdeki gamzeyim.
Kültür kaynaşması isterim sözcüklerin havada uçuştuğu
insanların birbirini anlamakta güçlük çektiği ama gülen gözlerle baktıkları
karşısındakini küçük görmedikleri bir dünya.
Toparlayamadığım hislerim birikmiş. Yazarken bile
içimde kıpırtılar oluşuyor. Özlem kokuyor buralar.
Hayatın kanat sesiyim ve çırpınışıyım tutsak bir
yüreğin.
Hazan gibi sarı yaprak yazgısı… Hazan gibi usulca
düşüyorum… Ağlayarak hem çatlayarak topraklarım dört mevsim üç renk adımı
bilmeden yaşıyorum.
Cover yaptım hayatıma. Yeni hayaller, yeni
fikirler, yeni insanlar... ‘Bu kez her şey başka olacak’ her yeni başlangıçlar
gibi. Radikal kararlar alacağım, yapamadığın şeyleri yapacağım, hatta uzak
durduğum kalemine yeniden sıkıca sarılacağım… Bu kez her şey başka olacak…
Yeni mevsimime geldin, hoş geldin…
22 Eylül 2013 Pazar
MUTLULUĞUMDA GERÇEK OLSUN ACIMDA
Bir
oyun oynuyor kalbim
Sonunda yenileceğini bildiği halde
Gözlerim biriktiriyor yaşları
Zamanı geldiğinde akıtmak için yüreğime
Bile bile yanmak
Uğrunda ölmek değil
Yaşarken ölmek ve tekrar ölebilmek için yeniden dirilmek
Sevmek hiç korkmadan
Ay yüzünü bir gün göreceğine inanmak
Sana sarıldığını hayal etmek…
Kalbim asla kazanamayacağı bir oyun oynuyor
Oyunda kazanan yok
Kaybedenler listesinde adım yazılmış
Yazılmaktan da öte ,
Kaderime kazınmış.
Kalbim sizinle de oynuyor fark ettirmeden
Gözlerim aldanmayın diyor sahte mutluluğuma
Bakın gülmüyorum ben
İnanmayın kulaklarınıza
Duymayın kahkahalarımı
Duymanız gereken haykırışlarım
Çıkmıyor sesim ,sessiz çığlıklarım
Silin diye akıtıyorum yaşlarımı
Hiçbir el dokunmuyor, okşamıyor yüzümü
Ama kalbim hala seviyor
Ruhumu da hapsediyor acınası aşklara
Bir el uzansın da çıkarsın diye bekliyorum
Umut kuyusunda boğulmadan daha fazla.
Uyanmak istiyorum artık
Hayal olduğunu bildiğim bu hayattan.
Boş masalların Sindrella sı olmaktansa
Gerçeklerin Kül Kedisi olmaya razıyım
Bırak kalbim acılarım gerçek olsun
Bitir şu oyunuda ruhum huzur bulsun
Gözlerim biriktiriyor yaşları
Zamanı geldiğinde akıtmak için yüreğime
Bile bile yanmak
Uğrunda ölmek değil
Yaşarken ölmek ve tekrar ölebilmek için yeniden dirilmek
Sevmek hiç korkmadan
Ay yüzünü bir gün göreceğine inanmak
Sana sarıldığını hayal etmek…
Kalbim asla kazanamayacağı bir oyun oynuyor
Oyunda kazanan yok
Kaybedenler listesinde adım yazılmış
Yazılmaktan da öte ,
Kaderime kazınmış.
Kalbim sizinle de oynuyor fark ettirmeden
Gözlerim aldanmayın diyor sahte mutluluğuma
Bakın gülmüyorum ben
İnanmayın kulaklarınıza
Duymayın kahkahalarımı
Duymanız gereken haykırışlarım
Çıkmıyor sesim ,sessiz çığlıklarım
Silin diye akıtıyorum yaşlarımı
Hiçbir el dokunmuyor, okşamıyor yüzümü
Ama kalbim hala seviyor
Ruhumu da hapsediyor acınası aşklara
Bir el uzansın da çıkarsın diye bekliyorum
Umut kuyusunda boğulmadan daha fazla.
Uyanmak istiyorum artık
Hayal olduğunu bildiğim bu hayattan.
Boş masalların Sindrella sı olmaktansa
Gerçeklerin Kül Kedisi olmaya razıyım
Bırak kalbim acılarım gerçek olsun
Bitir şu oyunuda ruhum huzur bulsun
19 Eylül 2013 Perşembe
YALNIZLIĞIMDAKİ SEN
Yürüyorum sonu olmayan sessiz
koridorlarda
başımda binlerce soru,
binlerce sen var yine etrafımda…
ben kimsesiz,
ben sessiz, ben sensiz
dikenli teller döşenmiş yollarıma,
kımıldasam canım yanacak biliyorum.
tutuyorlar kollarımı ,
dolanıyor bacaklarıma sarmaşık gibi insanlar
ben sana koşarak geliyorum,
durmadan,
yorulmadan…
isyanım oluyor bazen bitmeyen karanlık
daha ne kadar engel aşmalıyım
ne kadar ölmeli ruhum,
parçalanmalı bedenim…
yetişemiyorum sana
duvarlar örülüyor her attığım adımda
yırtıyorum,
bir kağıdı yırtar gibi duvarları
fırlatıp atıyorum yoluma çıkan her taşı
bazen duruyorum,
bakıyorum ardıma
ne kadar da az yol almışım aslında diyorum
esiyor senden bana bir deli rüzgar
kokun burnuma çalınıyor
hızlanıyor yavaşlayan kalbim
ayaklarım bana sormuyor ilerlerken yolunda
ben, ben değilim artık
sen oluyor, sana karışıyorum
senin olmaya geliyorum.
karanlıktan aydınlığa,
attığım her adımda …
bekle beni…
attığım her adımda
biraz daha senin oluyorum…
başımda binlerce soru,
binlerce sen var yine etrafımda…
ben kimsesiz,
ben sessiz, ben sensiz
dikenli teller döşenmiş yollarıma,
kımıldasam canım yanacak biliyorum.
tutuyorlar kollarımı ,
dolanıyor bacaklarıma sarmaşık gibi insanlar
ben sana koşarak geliyorum,
durmadan,
yorulmadan…
isyanım oluyor bazen bitmeyen karanlık
daha ne kadar engel aşmalıyım
ne kadar ölmeli ruhum,
parçalanmalı bedenim…
yetişemiyorum sana
duvarlar örülüyor her attığım adımda
yırtıyorum,
bir kağıdı yırtar gibi duvarları
fırlatıp atıyorum yoluma çıkan her taşı
bazen duruyorum,
bakıyorum ardıma
ne kadar da az yol almışım aslında diyorum
esiyor senden bana bir deli rüzgar
kokun burnuma çalınıyor
hızlanıyor yavaşlayan kalbim
ayaklarım bana sormuyor ilerlerken yolunda
ben, ben değilim artık
sen oluyor, sana karışıyorum
senin olmaya geliyorum.
karanlıktan aydınlığa,
attığım her adımda …
bekle beni…
attığım her adımda
biraz daha senin oluyorum…
15 Eylül 2013 Pazar
Aşk ve Gurur
Böyle aşk olmaz ki deyip bağırmak geliyor bazen
içimden. ilk gördüğün an muhakkak
takılır gözüne ve arkasından göz göze gelmeler başlar. Bunlar yetmezmiş gibi
birde laf atmalar… bizim hikayemizde böyle başlamıştı. Güzeldi , özeldi…
mutluluğun doruklarındayken bir anda yere çakılarak uyandım o güzel ve derin
uykudan. Sanki hiç olmamıştı hayatımda. Sinsice çaldığı kalbimi usulca terk
etmişti. Sonrası… sonrası yaşıyor taklidi yapan bir ölü olmaktı… Nedenini
bilmeden terk edilmenin verdiği suçluluk duygusuyla gelen uykusuz gecelerdi
sonrası… ve tam toparlandım yeniden nefes alıyorum derken bana bakan bir çift
göz görmekti. Aylarca, yıllarca çabalayıp ördüğüm duvarların yeniden
yıkılmasıydı bugünüm. Benden af diliyordu, affedilmek istiyordu… kolay mıdır
affetmek , ağlayarak geçirilen geceleri unutmak kolay mı ? karşımda duruyor şu
an bir şeyler anlatıyor bana. Bense üç maymun gibiyim… görmüyorum , duymuyorum
, bilmiyorum… içime çektiğim derin bir nefesle gelen cesaret ; dudaklarımdan
“yeter” kelimesinin dökülmesini sağladı. Bakışları değişmişti artık. Daha
şaşkın bir ifadeyle baktı yüzüme hala affet beni der gibiydi… üzgünüm affedemem
diyerek arkamı döndüm ve attığım her adımda dönüp sarılmamak için tuttum
kendimi. Ya çizdiğim yolda devam edecektim ya da tarih tekerrür edecekti. En
cesur insanın bile takıldığı noktadır aslında. Ya son yine aynıysa… tamda bunu
düşünürken arkadan gelen çaresiz bir ses “ beni bırakma” dedi. Doğru kararı
verebilmek saniyelerle hatta saniselerle sınırlıydı. Ya gözümü karartıp kendimi
ona bırakacaktım ya da o sesi duymayacaktım. Ama çok geç… kulaklarım işitmiş
ruhum hissetmişti. Önce adımlarım yavaşladı, yavaşlayan adımlarımın aksine
kalbim yerinden çıkacak gibi hızlı atmaya başladı. Heyecandan buz kesen
vücudumu bir anda alev gibi yanan kollar sarıp sarmaladı. Ve işte yıllar sonra
yeniden nefesimin kesildiğini hissettiğim
o an.artık yapabileceğim tek şey vardı. Ona dönüp sımsıkı sarılmak..
Aşkta gurur olur mu
diye sorulur her zaman. Sevgide gurur vardır aşkta yoktur. Aşkta gözü kapalı
adım atılır, yeri geldiğinde deli cesaretiyle koşulur sevgiliye. Bende koştum
yeniden… belki hataydı belki doğru karar kim bilir. Yaşayarak öğrenmekten başka
bir seçenek var mıydı ki ? olmadığına inanarak sarılıyorum yeniden aşka.. bu
saatten sonra tek dileğim tarihi tekerrür ettirmemek.
12 Eylül 2013 Perşembe
UYKU
Hafta boyunca kulağı okşar tek kelime yazabilmek için her yolu denedim. Şehrin manzarasına, en şairane köşelerine sığındım. Her satırı ilham verecek leziz kitaplardan bölümler okudum. En sevdiğim şarkıları dinledim. İçimde en ufak bir duygulanma, en ufak bir mutluluk,mutsuzluk yada gözyaşı belirtisi yoktu. En ufak bir yazma isteği;hiçbir şey..
Duygularımı kaybetme eşiğine ne zaman gelsem hep aynı şey. Terk ediyorum kalemimi, kitaplarımı.
Bir gece, çıplak ayakla balkona çıkıp derin derin nefes aldım. Aklımdaki sarp kayaların ardındaki masal dünyama doğru hızlı adımlar atıyordum. Ağaç dalları vücuduma çarpıyordu ben hızlandıkça onların öfkesi üzerime gelmeye başladı. Kıskanç bir çocuk gibi onları yalnız bırakışımın intikamını alıyorlardı benden. Nefesim tükenip yere düşene kadar koştum. Ben koştukça uzaklaştı dünya benden. Sırt üstü uzanıp gökyüzünü izledim bir süre ne yapacağıma karar verene kadar. Sonra nazikçe bir yağmur yağdı üzerime ayağı kalkıp tekrar yürümeye başladım bu kez yavaş ve mağrur. Yitirmişlik değil belki ama hayalimi kaybetme korkusuyla biraz endişeli yürüdüm. Ayaklarım hala çıplak üşümeye başladılar.Masal dünyamın yerleşim yerini bulana kadar yürüdüm.
Sonra uyandım bir yere oturup Sait Faik'i andım "kalemi tuttum,öptüm,yazmasam deli olacaktım.."
5 Eylül 2013 Perşembe
HERO
Kendimi en acayibinden fantastik bir süper kahraman ilan ediyorum.
Bu kanıya çocukluğumda vardım. Çok aptaldım çok, her şeye ağlayan ilgiyi kendine çekmeye çalışan sıradan kız çocuğu işte. Peki bunun nesi ilginç? Olayda burada kopuyor işte bende kendimi tanımaya başlayınca bunu sordum “ Nası bi kahramanım lan ben?”
Uzun yıllar önce başladı her şey. Soğuk karlı bir akşamda doğmamışım bildiğin yazın ortasında dünyaya gelen bir tipim. Bizimkiler papatya diye şımartmışlar beni ta ki kardeşim doğana kadar. Sonra kıskançlıklar ağlama krizleri morarma numaraları tabi doktor anlıyor kıskandığımıfoyamı ortaya çıkarmış. Neyse böyle büyüdüm geçti gitti (allaha çok şükür). Hayat hikayesi kısmını kısa tutup olayın değiştiği ve beni değiştiren asıl olaya gelelim. Normalde içine kapanık, utangaç ve elinde bir bez parçasıyla saatlerini geçiren kızın gidip yerine hala tanımlayamadığım birinin geçmesine. İlkokuldayım ve boyumdan büyük sırt çantası taşımaya zorlandığımız yıllar. Kendi hayal dünyama dalmış yürürken çok yavaş bir araba dokundu bana çarpma değildi o ya bildiğin hafiften değdi ve kendimi biranda yerde buldum. On saniyeliğine hayatla bağım koptu sanki etrafımdaki kargalarla falan konuşuyordum ruhum yaşlı buruşuk kamburu çıkmış bir babaanne gibiydi. Dünyaya geri döndüğümde insanlar yerde yatan bana bakıyorlardı ve düşündüğüm zaman endişeli suratları çok komik geliyor. Yerimden doğruldum ve sırtımdaki çantayı çalarlar korkusuyla bırakmadan yürümeye devam ettim. Hep merak etmişimdir o kadar dalgın yürürken ne düşünüyordum?
Sonrası çabuk sinirlenen tez canlı ergenlik döneminde karamsarlıktan ölen biriydim. Şimdilerde kendi masal aleminde yaşayan daha önce birçok hobi denemiş ve hiçbirinde tutunamamış vasıfsız bir hayal ürünüyüm. Evrimini tamamlamaya çalışan bir süper kahramanım.
4 Eylül 2013 Çarşamba
GÖÇ MEVSİMİ (2008)
Bir melektim ve son doğum günümden sonra kanatlarımı yitirdim.Sanki tanrı beni cezalandırıyordu.Önceleri yaşayamayacağımı düşündüm yaşayamıyordum zaten,ölümlü olmayı tattım onlarla alay ederken.Her gün acı veren savaşlar varken,her gün suçsuz yere onlarca çocuk ölürken benim ölümsüz olmam adil değildi zaten.
Ne kadar arasam da bulamam onu.Kalbimde açtığı yarayla terk edip gitti.Ölüm bir terk ediş,yakarış,belki bir kaçış…Yaşam çok mu acı verici?Her gün kahrolmak ağlamak tekbir zincire halka dizmeye benzemeyen basit yaşamlar.
Issız bir yolda yalnız bir ruh.Kayıp, kaybolmuş bir ruh.Korku acımasızlaştırdı beni.Sadece gitmek istiyorum sadece gitmek.Yok olmadan benliğimi kaybetmeden gitmek istiyorum.
Hava sıkışıyordu, bir baskınlık vardı.Kaçmaya çalışıyordum ta ki biri ayak bileğimden tutup çekmeye başlayana dek.Kanla sulanmış topraklarda yuvarlandım, insan etleri tenime değiyordu.”Kötülüğün kök salmış topraklarda kurbanların kanıyla beslenen zebaniler, yeryüzüne inmiş cehennem ve şeytanın kralları baş seçmiş acıyla beslenin.”Sen nerde olursan inanıyorum ki o kalp devam eder ta ki ölümün soğukluğunu tadana kadar.
Boşuna aramamalı onu, boşuna kaçmamalı, kaçmak sadece kendinden kaçıştır,sadece sadece doğrudan kaçıştır.Ölüm başlangıç , ebedi uyku ama uyumadan önce yapılması gereken şeyler ,aşılması gereken yollar var.
Fani dünyaya alışmaya çalışıyorum.Gittiğim bütün kentlerden, kasabalardan kovuldum.Çünkü gittiğim her yerde bir göç başlıyordu.Ölüm göçü…Tanrının kesin bir kuralıydı ama insanlar buna inanmak istemedikleri gibi bu olayı bana bağlıyorlardı.Herkesin ölümünü görebiliyordum.Rahata kavuşuyorlardı ama kendi ölümümü göremiyorum.İnsanlar ölümden kaçarlarken ben onu arıyorum.
Yolların en darı ve en uzunundayım.Zamanın hiç geçmediği insanların hayattan hem nefret ettiği hem de onu çok sevdiği bir yer burası.Acıların en yoğunu, çaresizlik ve fakirliğin doruk noktası.Ama iş ölmeğe gelince herkes burayı o kadar çok seviyor ki yaşamak paha biçilemez hale geliyor.Nasıl bir yer bura onca kargaşa kavga nasıl alışabiliyorlar.Bir kelebeğin kabusu gibi sürse keşke 1,5 günlük bir yaşam.Onlar bu süreyi güzellikler içinde geçirmeye çalışıyorlar.
Bir yıldızdım ışığım sönmeye başladı toz oluyordum.Güzelliğim gitti insanlar gibi yaşlanmaya başladım,aynada ki görüntüm siliniyordu.Şimdi hiçbir kokuyu hissedemiyorum hep sesimin bir insanı mezardan bana duyduğu hayranlıkla uyandırabilecek kadar güzel olduğunu düşünürdüm artık konuşmaya bile mecalim yok.ebedi ve ezeli dünya arasında sıkışmışım acımı kimseye anlatamıyorum anlayan yok çünkü.
Sevgiliye duyulan bir aşk ve özlem gibiydi benim onu arayışım.Ne tatlardan vazgeçtim onun için ne aşklardan göz yaşı ve ızdırhabım.Bari o mum sönmesin.Masal gibi geçen hayatım birdenbire bir kabusa döndü.Kabus bitsin ama o mum sönmemeli:yaşamın çirkinliklerini görmeyeyim bir kerecik.Bütün ışıklar sönsün ama bana kaçış yolu gösteren mum sönmemeli.
Bu dünyanın ne çatılarını ışıldatan aylarını sayabilirsin , ne de duvarlarının gerisine gizlenen göç mevsimini.Kalbimde güvendesin ve kalbim ölüme doğru devem edecek…
BENİM ADIM GÜZ
Hızlı adımlarla tutundum hayata. Yüreğimde dallanan ağaçlar var. Bu yaz da sarardı ve yaprakları hüzün dökmeye hazırlanıyor. Mevsimin verdiği yük mü bu içimdeki göç eden öksüz kuşlar. Sonra yağmurlar başlayacak topraklarımda ve uykusuz bir çocuk gibi pencere önünde bu şehri her şeyi izleyeceğim. Tatile doymuş bedenler, işten başını kaldıramamış olanlar, yaz aşkları ve niceleri ellerinde bavullarıyla sokağımdan ağır adımlarla başlayıp hızla uzaklaşacaklar.
Yel değirmenlerim var, rüzgarıma yön veriyorum ve ağaçların dallarına sataşan rüzgârımla dansa kaldırdım yaprakları. Üşütmeyen, yalnızca ürperten tatlı bir rüzgârla güzün selamını getirir. Zannedildiği gibi ne keyifsizim ne de rengim sarı.
Güneşin günden ayrılışını izliyorum ve güzün sırasını kışa savacağı günü bekliyorum. Anlam yüklemeden bakıyorum etrafıma Kimsenin anlamayacağı bir dilde konuşmak, yazmak hatta ağlamak isterim..
Yel değirmenlerim var, rüzgarıma yön veriyorum ve ağaçların dallarına sataşan rüzgârımla dansa kaldırdım yaprakları. Üşütmeyen, yalnızca ürperten tatlı bir rüzgârla güzün selamını getirir. Zannedildiği gibi ne keyifsizim ne de rengim sarı.
Güneşin günden ayrılışını izliyorum ve güzün sırasını kışa savacağı günü bekliyorum. Anlam yüklemeden bakıyorum etrafıma Kimsenin anlamayacağı bir dilde konuşmak, yazmak hatta ağlamak isterim..
2 Eylül 2013 Pazartesi
İLTİFAT
Kendimden nefret ediyorum kimi zamanlar. Hayalimdeki benle gerçekteki benin birbirinden uzak kişilikler oluşu çıldırtıyor beni.
Of ki of! Binlerce soru var zihnimde... Sorular soruyor, yanıtlar arıyorum. Sürekli okuyorum, gece gündüz düşünüp duruyorum. Kimim, neyim, nasılım bilmiyorum. Ne istiyorum, onu da bilmiyorum. Bir belirsizlik var hayatımda.
Vakit gece yarısını geçti. Pencerem açık. Çok uzaklardan hüzün dolu bir şarkı sesi geliyor kulaklarıma. İçimde tanımlanamaz bir daralma var, bir el kalbimi sıkıyor sanki.
Bu geceye kadar iyiydim, birdenbire geldi hafakanlar. Ruhum kabına sığmıyor bu gece. Oda, ev, şehir, dünya, evren dar geliyor bana. Bir yolculuk etmek, buralardan, kendimden, her şeyden uzaklaşmak, bir yerlere gitmek istiyorum. Nereye, bilmiyorum.
Hani, odaya bir arı girer de sonra çıkmak ister, bir türlü açık pencereyi bulamaz, cama çarpar durur ya, işte öyleyim ben de. Sınırlarıma çarpıp duruyorum aralıksız. Biri bana açık pencereyi gösterse!
“Ruh beden zindanında tutsaktır” derlerdi, okurdum, hissederdim. Şimdi bunu kendim yaşıyorum, hem de son sınırına kadar. Oda da bir beden, ev de, şehir de, hatta dünya da. İç içe bedenler var ruhumu saran.
İnsan niçin kendini öldürür, anlıyorum bu gece. Yaşamak niçin dayanılmaz bir yük gibi gelir insana, seziyorum. Bedenini ardınca sürükleyen bir gölgeyim sanki. Ben kendime rahatsızlık veriyorum. Ağlayamıyorum bile.
Yalnızım. Beni dinleyecek, anlayacak kimsem yok. Şimdilik tek pencerem bilgisayar ekranı. Suya zehrini kusan bir yılan gibi ekrana fışkırtıyorum acımı... Niye sanalsın sen! Niye! Nerdesin? Nerdesin? Nerdesin?
29 Ağustos 2013 Perşembe
HAYATTAKİ DUVAR
Hayati; karsinizda merdiven basamaklarini beser beser atlayan bir duvar olarak dusunun. Hayatiniz monotonlastikca ucer ucer, ikiser ikiser atlamaya baslar, mesafe daralir, duvara yaklasirsiniz. Ama size heyecan verici, farkli birisiyle tanistiginizda duvar onar onar uzaklasir, onunuzde yasayacak cok seyiniz olur, yasama sevinciniz artar...
22 Haziran 2013 Cumartesi
All Together Now!
Insanlar mutlu veya mutsuz zamanlarinda sadece bagirarak rahatlayabiliyor. Bagirinca da cevre buna sinirli bakiyor. Herkesin istedigi zaman tek basina veya arkadaslariyla birlikte sesi kisilana kadar bagirip kufur edebilecegi ozel yerler yapilmali.
29 Mayıs 2013 Çarşamba
HAYDİ GENÇLER YAZIYA
Sayfam cok revacta. Bir gun bakiyorum 60 kisi girmis, bir gun bakiyorum 10 kisi. Istikrarsizliktan olen var. Sizden gelenler sayfasi yaptik gelen giden yok. Kendi yazilarinizi gonderin yayimlayayim. Dile kolay bu sayfanin 6 yillik bir gecmisi var. 2009'da mi ne bir kiz arkadasin sacma salak ayrilik midir ask midir yayimladigimda bile okumadigim berbat bir yazisini yayimladim, hala arama motorunda adini yazinca ilk sayfada cikiyor. İste bunlar hep istikrar. Google beyle anlasmamiz var siz rahat olun. Bol bol yazi yazip paylasmak istiyorum ama zaman bulamiyorum. İs adami degilim ama isimiz var iste. Maksadim sayfamin canli, bol misafirli olmasi. Benden neden Berkka cikmasin? Hayata dair akliniza gelen ne varsa bilgisayari gectim telefonlariniz elinizin altinda. Telefonla bile yazip mail atabilirsiniz. Konuya uzak olanlara tavsiyem; iyi veya kotu ilk cumlenizi tamamlayin. Sonrasi zaten geliyor. Ben goze kulaga imlayahos gelen seyler yazmiyorum. Bir anlamda ic dokus. Korkmayin, alin elinize kaleminizi, akilli telefonunuzu yazmaya baslayin.
Hadi bekliyorum.
Hadi.
di.
Hadi bekliyorum.
Hadi.
di.
18 Mayıs 2013 Cumartesi
3 Mayıs 2013 Cuma
6. Yıl Etkinliksizi
Bu blogu açalı tam 6 yıl olmuş. Kendimi tebrik ediyorum. 2007 ve 2012'de yazı, yayın olmamış ama yine de 6 yıl devirmişim. Çok da küçük yaşta başlamışım he. Neyse okuyanlar, takılanlar, açıp kapatanlar sağ olun var olun.
1 Mayıs 2013 Çarşamba
NALYA KARADENİZ EV YEMEKLERİ İSTANBUL/KADIKÖY
Her türlü Karadeniz yemeklerinin bulunduğu Nalya Karadeniz Ev Yemekleri lokantası Kadıköy Yoğurtçu Şükrü Sokak'ta (FEM yanı). Yemekleri kaliteli malzemelerden, ücrete bakılmaksızın yapılıyor. Şu sıralarki kampanyası ise 3 çeşit yemek 5 lira. Önceden verilmiş siparişe göre de istenilen Karadeniz yemekleri yapılmaktadır. Kadıköy'de çalışan biri olarak her gün gitmekten sıkılmayacağım kadar kaliteli bir lokanta. Herkese tavsiye ederim...
Disariya servis yoktur.
0216 450 46 03
Disariya servis yoktur.
0216 450 46 03
24 Nisan 2013 Çarşamba
BİR ÇARŞAMBA AKŞAMÜSTÜSÜ
Bir Çarşamba akşamüstüsü.
Dışarıya çıkmama 29 dakika var. Hava o kadar güzel ki; içeridekilere hapsedilmiş hissi uyandırıyor. Oturduğum bilgisayarda çalışırken güneş ışığı sol kol ve sol yanağıma vuruyor sadece. Artık nasıl oturduysam...
Vapurların gidip geldiğini görüyorum kafamı sola çevirdikçe. Ne kadar çok sefer oluyor şu İstanbul'da değil mi? Otobüsler, metrobüsler, metrolar, vapurlar... Pencere açılmadan oturulmuyor, açınca da aşağıdaki kokoreççinin kokuları sarıyor her yeri. Dışarıya çıkmama 25 dakika var.
İstanbul'un çalışan nüfusunun yarısı işlerinden çıkmak üzereler. Kimi çıktı bile. Kimisi ise hiç gitmedi. Part-Time çalışanlar, izni Çarşamba günü olanlar, hastalar vs... Kimileri ise belki de şu an çıkış saatine son 5 saat sayıyor. Dışarıya çıkmama 22 dakika kaldı. Peki ya çıkınca ne olacak? Akşam trafiğinde 1 saat yol çektikten sonra eve varacağım. Yemekten sonra ayaklarımı uzatıp televizyon karşısında demli çay içmeye başlayacağım. Bugün çok yorulmadım, bu yüzden üç bardak yeterli. Çay, insana yorgunluğu alan birşey olarak gözükür. Birçok derde devadır aslında. Yorulan, sıkılan, bekleyen, sevinen, üzülen, sevinirken üzülenlerin ruh değişim aletidir çay. Dışarıya çıkmama 17 dakika kaldı.
Son zamanlarda, yani aslında 2-3 yıldır, zaten var olan uyuyamama rahatsızlığım hat safhaya ulaştı. Sabah 07.30'da kalkmam gerekiyor ve ben en erken 02.00'de uyuyabiliyorum. Bu çok kötü birşey. Zeki insanların uyuma problemleri olur falan filana girmiyorum. Yok öyle birşey. Zeki olsam bilirdim. İç güveysinden hallice bir zeka düzeyine sahibim. İnsanların çoğuna "Sen zeki misin?" sorusunu sorduğunuzda cevap adamın kişiliğini bile belli eder. "Evet kendimi zeki buluyorum" diyen birisiyle arkadaşsanız artık olmamalısınız. Zaten "Sen zeki misin?" diye soru soruyorsan sende de vardır bir takım bozukluklar. Zekilik ölçülebilen birşey değildir. Bu benim fikrim. IQ testlerinin sonuçlarına inanmıyorum. Ben o testleri çözerken heyecan yapar, 'En gerizekalı' çıkarım. Bence 'Zekilik' insanlardan duyduklarınla ölçülebilir birşey. "Sen zeki misin?" sorusuna "Hayır" der, konuyu kapatırım ama "Sen zekisin" iltifatına yine "Hayır" derim, derken de gururlanırım.
Dışarıya çıkmama 7 dakika kaldı. O da hazırlıkla geçer. Yani diyebilirim ki "Çıktım"...
24.04.2013
18:01-18:23
Argun Berkan
Dışarıya çıkmama 29 dakika var. Hava o kadar güzel ki; içeridekilere hapsedilmiş hissi uyandırıyor. Oturduğum bilgisayarda çalışırken güneş ışığı sol kol ve sol yanağıma vuruyor sadece. Artık nasıl oturduysam...
Vapurların gidip geldiğini görüyorum kafamı sola çevirdikçe. Ne kadar çok sefer oluyor şu İstanbul'da değil mi? Otobüsler, metrobüsler, metrolar, vapurlar... Pencere açılmadan oturulmuyor, açınca da aşağıdaki kokoreççinin kokuları sarıyor her yeri. Dışarıya çıkmama 25 dakika var.
İstanbul'un çalışan nüfusunun yarısı işlerinden çıkmak üzereler. Kimi çıktı bile. Kimisi ise hiç gitmedi. Part-Time çalışanlar, izni Çarşamba günü olanlar, hastalar vs... Kimileri ise belki de şu an çıkış saatine son 5 saat sayıyor. Dışarıya çıkmama 22 dakika kaldı. Peki ya çıkınca ne olacak? Akşam trafiğinde 1 saat yol çektikten sonra eve varacağım. Yemekten sonra ayaklarımı uzatıp televizyon karşısında demli çay içmeye başlayacağım. Bugün çok yorulmadım, bu yüzden üç bardak yeterli. Çay, insana yorgunluğu alan birşey olarak gözükür. Birçok derde devadır aslında. Yorulan, sıkılan, bekleyen, sevinen, üzülen, sevinirken üzülenlerin ruh değişim aletidir çay. Dışarıya çıkmama 17 dakika kaldı.
Son zamanlarda, yani aslında 2-3 yıldır, zaten var olan uyuyamama rahatsızlığım hat safhaya ulaştı. Sabah 07.30'da kalkmam gerekiyor ve ben en erken 02.00'de uyuyabiliyorum. Bu çok kötü birşey. Zeki insanların uyuma problemleri olur falan filana girmiyorum. Yok öyle birşey. Zeki olsam bilirdim. İç güveysinden hallice bir zeka düzeyine sahibim. İnsanların çoğuna "Sen zeki misin?" sorusunu sorduğunuzda cevap adamın kişiliğini bile belli eder. "Evet kendimi zeki buluyorum" diyen birisiyle arkadaşsanız artık olmamalısınız. Zaten "Sen zeki misin?" diye soru soruyorsan sende de vardır bir takım bozukluklar. Zekilik ölçülebilen birşey değildir. Bu benim fikrim. IQ testlerinin sonuçlarına inanmıyorum. Ben o testleri çözerken heyecan yapar, 'En gerizekalı' çıkarım. Bence 'Zekilik' insanlardan duyduklarınla ölçülebilir birşey. "Sen zeki misin?" sorusuna "Hayır" der, konuyu kapatırım ama "Sen zekisin" iltifatına yine "Hayır" derim, derken de gururlanırım.
Dışarıya çıkmama 7 dakika kaldı. O da hazırlıkla geçer. Yani diyebilirim ki "Çıktım"...
24.04.2013
18:01-18:23
Argun Berkan
15 Nisan 2013 Pazartesi
ERSAL YÖNETİM PROFESYONEL BİNA YÖNETİMİ
Komşularınızla kötü olmayın. Bırakın yöneticiliği biz yapalım.
216 349 25 34
216 349 25 34
28 Şubat 2013 Perşembe
BAKIŞ AÇISI
Ayakkabı üreticisi ve pazarlayan bir şirket, pazar araştırması yapması için Afrika’ya iki elemanını göndermiş. Elemanlar Afrika’nın çeşitli ülkelerinde şehirleri gezmişler, araştırma yapmışlar.
Sonunda;
Birinci eleman, patrona yaptığı araştırmaların neticesini bir rapor olarak sunmuş ve demiş ki:
- Afrika’da bizim için hiçbir fırsat yok. Çünkü orada hiç kimse ayakkabı giymiyor.
İkinci elemandan da rapor sunmasını istemişler, Afrika’dan daha geç dönen eleman patronuna yaptığı incelemeler ile ilgili bir rapor sunmuş ve demiş ki:
- Afrika’da bizim için olağanüstü fırsatlar var. Çünkü orada hiç kimse ayakkabı giymiyor.
Hayat akarken fırsatlar değerlendirenler için vardır. Bakış açınız fırsatı yakalamanızı ya da kaçırmanıza neden olur. Başarılı olanlar, farklı gözle bakabilen ve fark yaratabilendir.
KARTALLARIN ZOR SEÇİMİ
Kartal,kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır.70 yıla kadar yaşayan
kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40'a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır:
- Ya ölümü seçecektir,
- Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.
Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.
En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.
Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz.
National Geographic
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)