SİZDEN GELENLER

HERO - DEMET BOSTAN




Kendimi  en acayibinden fantastik bir süper kahraman ilan ediyorum.
Bu kanıya çocukluğumda vardım. Çok aptaldıçok, her şeye ağlayan ilgiyi kendine çekmeye çalışan sıradan kız çocuğu işte. Peki bunun nesi ilginç? Olayda burada kopuyor işte bende kendimi tanımaya başlayınca bunu sordum “ Nası bi kahramanım lan ben?”
Uzun yıllar önce başladı her şey.  Soğuk karlı bir akşamda doğmamışım bildiğin yazın ortasında dünyaya gelen bir tipim. Bizimkiler papatya diye şımartmışlar beni ta ki kardeşim doğana kadar. Sonra kıskançlıklar ağlama krizleri morarma numaraları tabi doktor anlıyor kıskandığımıfoyamı ortaya çıkarmış. Neyse böyle büyüdüm geçti gitti (allaha çok şükür).  Hayat hikayesi kısmını kısa tutup olayın değiştiği ve beni değiştiren asıl olaya gelelim. Normalde içine kapanık, utangaç ve elinde bir bez parçasıyla saatlerini geçiren kızın gidip yerine hala tanımlayamadığım birinin geçmesine. İlkokuldayım ve boyumdan büyük sırt çantası taşımaya zorlandığımız yıllar. Kendi hayal dünyama dalmış yürürken çok yavaş bir araba dokundu bana çarpma değildi o ya bildiğin hafiften değdi ve kendimi  biranda yerde buldum. On saniyeliğine hayatla bağım koptu sanki etrafımdaki kargalarla falan konuşuyordum ruhum yaşlı buruşuk kamburu çıkmış bir babaanne gibiydi. Dünyaya geri döndüğümde insanlar yerde yatan bana bakıyorlardı ve düşündüğüm zaman endişeli suratları çok komik geliyor. Yerimden doğruldum ve sırtımdaki çantayı çalarlar korkusuyla bırakmadan yürümeye devam ettim. Hep merak etmişimdir o kadar dalgın yürürken ne düşünüyordum?
Sonrası çabuk sinirlenen tez canlı ergenlik döneminde karamsarlıktan ölen biriydim. Şimdilerde kendi masal aleminde yaşayan daha önce birçok hobi denemiş ve hiçbirinde tutunamamış vasıfsız bir hayal ürünüyüm. Evrimini tamamlamaya çalışan bir süper kahramanım.




GÖÇ MEVSİMİ (2008) - DEMET BOSTAN


Bir melektim ve son doğum günümden sonra kanatlarımı yitirdim.Sanki tanrı beni cezalandırıyordu.Önceleri yaşayamayacağımı düşündüm yaşayamıyordum zaten,ölümlü olmayı tattım onlarla alay ederken.Her gün acı veren savaşlar varken,her gün suçsuz yere onlarca çocuk ölürken benim ölümsüz olmam adil değildi zaten.
            Ne kadar arasam da bulamam onu.Kalbimde açtığı yarayla terk edip gitti.Ölüm bir terk ediş,yakarış,belki bir kaçış…Yaşam çok mu acı verici?Her gün kahrolmak ağlamak tekbir zincire halka dizmeye benzemeyen basit yaşamlar.
            Issız bir yolda yalnız bir ruh.Kayıp, kaybolmuş bir ruh.Korku acımasızlaştırdı beni.Sadece gitmek istiyorum sadece gitmek.Yok olmadan benliğimi kaybetmeden gitmek istiyorum.
            Hava sıkışıyordu, bir baskınlık vardı.Kaçmaya çalışıyordum ta ki biri ayak bileğimden tutup çekmeye başlayana dek.Kanla sulanmış topraklarda yuvarlandım, insan etleri tenime değiyordu.”Kötülüğün kök salmış topraklarda kurbanların kanıyla beslenen zebaniler, yeryüzüne inmiş cehennem ve şeytanın kralları baş seçmiş acıyla beslenin.”Sen nerde olursan  inanıyorum ki o kalp devam eder ta ki ölümün soğukluğunu tadana kadar.
            Boşuna aramamalı onu, boşuna kaçmamalı, kaçmak sadece kendinden kaçıştır,sadece sadece doğrudan kaçıştır.Ölüm başlangıç , ebedi uyku  ama uyumadan önce yapılması gereken şeyler ,aşılması gereken yollar var.
            Fani dünyaya alışmaya çalışıyorum.Gittiğim bütün kentlerden, kasabalardan kovuldum.Çünkü gittiğim her yerde bir göç başlıyordu.Ölüm göçü…Tanrının kesin bir kuralıydı ama insanlar buna inanmak istemedikleri gibi bu olayı bana bağlıyorlardı.Herkesin ölümünü görebiliyordum.Rahata kavuşuyorlardı ama kendi ölümümü göremiyorum.İnsanlar ölümden kaçarlarken ben onu arıyorum.   
Yolların en darı ve en uzunundayım.Zamanın hiç geçmediği insanların hayattan hem nefret ettiği hem de onu çok sevdiği bir yer burası.Acıların en yoğunu, çaresizlik ve fakirliğin doruk noktası.Ama iş ölmeğe gelince herkes burayı o kadar çok seviyor ki yaşamak paha biçilemez hale geliyor.Nasıl bir yer bura onca kargaşa kavga nasıl alışabiliyorlar.Bir kelebeğin kabusu gibi sürse keşke 1,5 günlük bir yaşam.Onlar bu süreyi güzellikler içinde geçirmeye çalışıyorlar.
Bir yıldızdım ışığım sönmeye başladı toz oluyordum.Güzelliğim gitti insanlar gibi yaşlanmaya başladım,aynada ki görüntüm siliniyordu.Şimdi hiçbir kokuyu hissedemiyorum hep sesimin bir insanı mezardan bana duyduğu hayranlıkla uyandırabilecek kadar güzel olduğunu düşünürdüm artık konuşmaya bile mecalim yok.ebedi ve ezeli dünya arasında sıkışmışım acımı kimseye anlatamıyorum anlayan yok çünkü.
Sevgiliye duyulan bir aşk ve özlem gibiydi benim onu arayışım.Ne tatlardan vazgeçtim onun için ne aşklardan göz yaşı ve ızdırhabım.Bari o mum sönmesin.Masal gibi geçen hayatım birdenbire  bir kabusa döndü.Kabus bitsin ama  o mum sönmemeli:yaşamın çirkinliklerini görmeyeyim bir kerecik.Bütün ışıklar sönsün ama bana kaçış yolu gösteren mum sönmemeli.      
Bu dünyanın ne çatılarını ışıldatan aylarını sayabilirsin , ne de duvarlarının gerisine gizlenen göç mevsimini.Kalbimde güvendesin ve kalbim ölüme doğru devem edecek…







BENİM ADIM GÜZ - DEMET BOSTAN


Hızlı adımlarla tutundum hayata. Yüreğimde dallanan ağaçlar var. Bu yaz da sarardı ve yaprakları hüzün dökmeye hazırlanıyor. Mevsimin verdiği yük mü bu içimdeki göç eden öksüz kuşlar. Sonra yağmurlar başlayacak topraklarımda ve uykusuz bir çocuk gibi  pencere önünde bu şehri her şeyi izleyeceğim. Tatile doymuş bedenler, işten başını kaldıramamış olanlar, yaz aşkları ve niceleri ellerinde bavullarıyla sokağımdan ağır adımlarla başlayıp hızla uzaklaşacaklar.

 Yel değirmenlerim var, rüzgarıma yön veriyorum ve ağaçların dallarına sataşan rüzgârımla dansa kaldırdım yaprakları. Üşütmeyen, yalnızca ürperten tatlı bir rüzgârla güzün selamını getirir. Zannedildiği gibi ne keyifsizim ne de rengim sarı.

 Güneşin günden ayrılışını izliyorum ve güzün sırasını kışa savacağı günü bekliyorum. Anlam yüklemeden bakıyorum etrafıma Kimsenin anlamayacağı bir dilde konuşmak, yazmak hatta ağlamak isterim..









İLTİFAT - DEMET BOSTAN



Kendimden nefret ediyorum kimi zamanlar. Hayalimdeki benle gerçekteki benin birbirinden uzak kişilikler oluşu çıldırtıyor beni.
Of ki of! Binlerce soru var zihnimde... Sorular soruyor, yanıtlar arıyorum. Sürekli okuyorum, gece gündüz düşünüp duruyorum. Kimim, neyim, nasılım bilmiyorum. Ne istiyorum, onu da bilmiyorum. Bir belirsizlik var hayatımda. 
Vakit gece yarısını geçti. Pencerem açık. Çok uzaklardan hüzün dolu bir şarkı sesi geliyor kulaklarıma. İçimde tanımlanamaz bir daralma var, bir el kalbimi sıkıyor sanki.
Bu geceye kadar iyiydim, birdenbire geldi hafakanlar. Ruhum kabına sığmıyor bu gece. Oda, ev, şehir, dünya, evren dar geliyor bana. Bir yolculuk etmek, buralardan, kendimden, her şeyden uzaklaşmak, bir yerlere gitmek istiyorum. Nereye, bilmiyorum.
Hani, odaya bir arı girer de sonra çıkmak ister, bir türlü açık pencereyi bulamaz, cama çarpar durur ya, işte öyleyim ben de. Sınırlarıma çarpıp duruyorum aralıksız. Biri bana açık pencereyi gösterse!
“Ruh beden zindanında tutsaktır” derlerdi, okurdum, hissederdim. Şimdi bunu kendim yaşıyorum, hem de son sınırına kadar. Oda da bir beden, ev de, şehir de, hatta dünya da. İç içe bedenler var ruhumu saran.
İnsan niçin kendini öldürür, anlıyorum bu gece. Yaşamak niçin dayanılmaz bir yük gibi gelir insana, seziyorum. Bedenini ardınca sürükleyen bir gölgeyim sanki. Ben kendime rahatsızlık veriyorum. Ağlayamıyorum bile.
Yalnızım. Beni dinleyecek, anlayacak kimsem yok. Şimdilik tek pencerem bilgisayar ekranı. Suya zehrini kusan bir yılan gibi ekrana fışkırtıyorum acımı... Niye sanalsın sen! Niye! Nerdesin? Nerdesin? Nerdesin?

Hiç yorum yok: