Hayatınızı gözünüzün önüne getirip yavaş yavaş bakın... Geçmişiniz, yaşanmışlıklar, hüzün, sevinç... Artı ve eksilere odaklanarak düşündüğünüzde üzüntünüz ve sevinçlerinizi ayıran şey neydi? Bana soracak olursanız kesinlikle güven duygusu. Ben herkese ettiği kadar güvenirim. Aslında doğru olanı; ölçüp tartıp duruma göre güven veya güvensizlik olması gerekir. Hiç güvenmediğiniz birisi sizi üzecek bir şey yaptığında yalnızca yaptığı şey için üzülürsünüz. Ama sonuna kadar güvendiğiniz birisinden kazık yediğinizde hem size yapılan şeye hem de size yapan kişiye üzülürsünüz. Bir daha güvenmeyeceğinizi bile bile onunla birlikte olmak çok saçma değil mi? Bugün yapan yarın da yapar. Ona kusursuz olduğunu düşündüğünüz için güvendiniz ama demek ki en azından size karşı kusursuz bir insan değilmiş.
Benim cefalı yarim kafamdır, Divanda düşünmek bütün safamdır, Mülkiyet benimçün büyük evhamdır, Senin olanları nideyim gayrı...
24 Kasım 2016 Perşembe
22 Ağustos 2016 Pazartesi
GÜLÜŞMELER
Y: Birileri aşk acısı çekiyor sanırım.
D: Birileri de sindirip gelmiş gibi.
Y: İmkansız aşk mı?
D: Bilmem, belki...
Y: Çok mu uzakta?
D: Aksine çok yakında. Tahmininden daha yakında.
Y: Arkadaşlarım çok iyi bir dinleyici olduğumu söylerler.
D: Reddedilmek nasıl bir duygu biliyor musun?
Y: Bilmem. Hiç reddedilmedim ki...
D: Berbat bir duygu. Ama bu seferki hepsinden kötüydü. Düşünüyorsun; reddedilmemek için teklif etmemek gerekiyor, herhangi bir konuda. Peki ya kazanacakların? Sırf onlar için denemeye değer biliyor musun? En iyisi içinde tutmamak, hissettiğin an, hissettiğin gibi davranmak, düşündüğün an anında yapmak. Bir saniye sonrası bile değil, o an. İşte tam o an gelen isteğin senin en büyük kozun. Geciktirirsen bir daha asla yapamama ihtimalin hayatındaki en büyük risk.
Y: Vaay. Burada bir filozof var, tatilimin en ortasında. Sıkıcı gibi.
D: Hayır, sadece bir yalancı...
Y: Yeşim.
D: Demir, memnun oldum.
Y: Ben de... Devam et lütfen.
D: Duyacağın cümlenin olumsuz olduğundan emin olsan bile o soruyu sormalısın. Çünkü soruyu sormadan cevaptan emin olamazsın. Olumsuz ihtimal yüksek olabilir, çok yüksek olabilir. Ama bunun da ihtimal olması için o sorunun var olması gerekir. Yıllar sonra o saniyeye dönüp cevabı merak edeceksin. Geçen yıllar seni o andan daha iyi yapmıştır. O öz güven senin geçmişle kıyaslama yapamayacağın bir öz güven ama psikolojik olarak o kıyaslamayı yapacaksın ve her ne olursa olsun cevabı bilmeyeceksin. Ardındaki kuyuyu kapatmadan önüne kürek sallama ki yolun kaybolmasın... Korkma, dene. Kaybedeceğin hiçbir şey yok...
Y: Ama kazanırsan en mutlu sen olacaksın.
D: Sadece aşk hayatından bahsetmiyorum. Uzun süre düşünüp hareket etmek büyük zaman kaybı. Hataların ve doğrularınla varsın. Yeter ki sessiz kalma, konuş...
Y: Seviyorsan git konuş bence diyorsun yani?
D: Hayır, kötü bir dinleyicisin diyorum. Arkadaşların kandırmış seni.
Y: Yalan söyledim...
Gülüşmeler gülüşmeler...
D: Birileri de sindirip gelmiş gibi.
Y: İmkansız aşk mı?
D: Bilmem, belki...
Y: Çok mu uzakta?
D: Aksine çok yakında. Tahmininden daha yakında.
Y: Arkadaşlarım çok iyi bir dinleyici olduğumu söylerler.
D: Reddedilmek nasıl bir duygu biliyor musun?
Y: Bilmem. Hiç reddedilmedim ki...
D: Berbat bir duygu. Ama bu seferki hepsinden kötüydü. Düşünüyorsun; reddedilmemek için teklif etmemek gerekiyor, herhangi bir konuda. Peki ya kazanacakların? Sırf onlar için denemeye değer biliyor musun? En iyisi içinde tutmamak, hissettiğin an, hissettiğin gibi davranmak, düşündüğün an anında yapmak. Bir saniye sonrası bile değil, o an. İşte tam o an gelen isteğin senin en büyük kozun. Geciktirirsen bir daha asla yapamama ihtimalin hayatındaki en büyük risk.
Y: Vaay. Burada bir filozof var, tatilimin en ortasında. Sıkıcı gibi.
D: Hayır, sadece bir yalancı...
Y: Yeşim.
D: Demir, memnun oldum.
Y: Ben de... Devam et lütfen.
D: Duyacağın cümlenin olumsuz olduğundan emin olsan bile o soruyu sormalısın. Çünkü soruyu sormadan cevaptan emin olamazsın. Olumsuz ihtimal yüksek olabilir, çok yüksek olabilir. Ama bunun da ihtimal olması için o sorunun var olması gerekir. Yıllar sonra o saniyeye dönüp cevabı merak edeceksin. Geçen yıllar seni o andan daha iyi yapmıştır. O öz güven senin geçmişle kıyaslama yapamayacağın bir öz güven ama psikolojik olarak o kıyaslamayı yapacaksın ve her ne olursa olsun cevabı bilmeyeceksin. Ardındaki kuyuyu kapatmadan önüne kürek sallama ki yolun kaybolmasın... Korkma, dene. Kaybedeceğin hiçbir şey yok...
Y: Ama kazanırsan en mutlu sen olacaksın.
D: Sadece aşk hayatından bahsetmiyorum. Uzun süre düşünüp hareket etmek büyük zaman kaybı. Hataların ve doğrularınla varsın. Yeter ki sessiz kalma, konuş...
Y: Seviyorsan git konuş bence diyorsun yani?
D: Hayır, kötü bir dinleyicisin diyorum. Arkadaşların kandırmış seni.
Y: Yalan söyledim...
Gülüşmeler gülüşmeler...
29 Mayıs 2016 Pazar
YARDIMLAR YARDIMLAR
Bunu da arkadaşın ödevi için yazmıştım. Adam beni nasıl biliyorsa, "Sen yazmamışsındır olum kim yazdı söyle" diye tutturdu. Bizi Karamürsel sepeti sandı herhalde. Hocaya okutacağı için blogumda yayımlamayıp, sonra da unutmuşum, şu an farkettim.
Şimdi de sizleri 25/5/2015 tarihinde yazmış olduğum yazımla baş başa bırakıyorum...
Teknolojinin insan hayatına getirilerinin önemi kesinlikle yadsınamaz bir gerçektir. Günümüzde hemen hemen her şeyde teknoloji var. Bunu garipsemenin bile tuhaf geleceği bir yüzyıldayız. Yaşımın yettiğince geriye dönüp baktığımda milenyum öncesi yapılan her teknolojik ürünün, yapının veya icadın büyük şaşkınlık ve "mucizevi" olarak nitelendirildiğini, fakat 2000'li yılların başlarında biraz, günümüzde ise tamamen normal karşılandığını, yeniliğe son derece alışıldığını ve imkansız kelimesinin bu konuda görmezden gelindiğini görmekteyim.
Çok değil, bundan 10 yıl önce zihnimiz teknolojik anlamda bu kadar geniş değildi. İlk renkli ekran telefon çıktığında benim ve gözlemlediğim, hatırladığım tüm insanların bunu oldukça şaşkınlık içerinde karşılaması unutamayacağım, unutamayacağımız bir gerçek. O yıllarda birisi gelip şu an el yordamıyla saatlerce yapmakla uğraştığımız şeyleri yapacak aletin herkesin kolaylıkla ulaşabileceği ve cebinden ayırmayacağı telefonlar olduğunu söyleseydi buna kimse inanmazdı. Fakat şu an bu yazıyı yazarken, yazıyı yazdığım bilgisayardan bakmaya üşendiğim elektronik postalarıma bile 3 saniyede cep telefonumdan kontrol ediyorum. Bankalara gidip saatlerce sıra beklememe gerek olmadan tüm işlerimi teknolojinin verdiği en büyük nimetlerden olan bilgisayarımdan veya cep telefonumdan aynı dakika içinde hallediyorum, arkadaşımın evine ziyarete gittiğimde telefonla tarif yöntemiyle ulaştığım evin adresini tam olarak bilmememe rağmen cep telefonumdan konumu ayarlayıp acıktığımda arkadaşıma sormama gerek olmadan pizza siparişi verebiliyorum vs vs.
Yürüdüğüm adımın, çıktığım merdivenin sayısına kadar her şeye rahatlıkla ulaşabildiğim bu teknoloji hayatımı bu kadar kolaylaştırıyor iken insanoğlu daha ne ister ki? Ama her güzel şeyin maalesef ki kötü yanları da var. Araştırmalara göre akıllı telefonu olan bir insan günde ortalama 250 kez telefonunu kontrol ediyor. Ortalamanın üstünde olduğunu düşündüğüm pek çok arkadaşım var. Öncelikle bu durum insanların asosyal olmasına neden oluyor. Özellikle hayatımızın en büyük parçalarından biri olan cep telefonu veya tablet bilgisayarların olmadığı, veya bu kadar yoğun ve çok yönlü olmadığı dönemi düşündüğümüzde arkadaşlarımızda birlikte vakit geçirirken her dakika telefonumuza bildirim geldi mi diye bakmazdık, onların suratlarına daha fazla bakardık. Bu teknoloji çılgınlığı bizi arkadaşlarımızdan tam anlamıyla kopartamamışsa da onlardan uzaklaştığımızın farkında değiliz. İnsanların bu duruma "Yoo, alakası yok." demesinin sebebi aslında durumu anlayamamış olmalarıdır. Örneğin; iki arkadaş buluştuğunda biri telefonuna bakarken diğeri de hemen baktığı için ve bu durumda tamamen normal gözüktüğü için ikisi için de bir problem gözükmez ama aslında durum ciddidir ve daha ileri boyuta gitmektedir. Asosyallik teknolojinin gelişmesiyle ve yayılmasıyla ilgili en ciddi problemlerden biri olsa da buna yakın sayabileceğim pek çok konu var.
Aslında tamamen teknolojiyle yatıp, teknolojiyle kalkıyoruz. Hangimizin akşam uyumadan önce yaptığı son iş telefonumuzdaki bildirimleri kontrol etmek değil ki? Bunu severek ve isteyerek yapmamızdır en acı olan. Uykumuz geldiği için yatağımıza telefonla giriyoruz ama hemen uyumak yerine dakikalarca telefonla ilgileniyoruz. Uyandığımızda ilk işimiz telefonumuza bakmak oluyor, şarjı biter de mağdur oluruz diye şarj aletimizi yanımızda taşırız, bittiğinde ne yapacağımızı bilemeyiz, tedirgin oluruz. Bunu yapmayanımız yok ve hepimiz bir bağımlıyız, teknoloji bağımlısı.
Radyasyon yayan elektronik aletlerle bu kadar çok zaman geçirmemiz farketmesek de sağlımızı olumsuz şekilde etkiliyor. Özellikle cep telefonuna en az iki metre uzaklıkta uyumamız gerekirken insanlar yastıklarının altına koyarak uykuya dalıyor. Bunun ceremesini yıllar sonra anlayacağız ve sonucu daha da kötü olmadan bu bağımlılığımızdan kurtulmamız gerekmektedir.
Dizüstü bilgisayar, cep telefonu veya tableti ele aldığımızda herhangi bir markanın bile yılda birkaç model çıkardığını göze alırsak teknolojinin hızına yetişilemeyeceğini söyleyebiliriz. "Çılgınlık" olarak adlandırdığım bir konu da; bir üst model tutkusu, hem de piyasaya çıkar çıkmaz! Dünya devi teknoloji firmaları herhangi bir model çıkaracaklarında özelliklerini aylar öncesinden anlatıyor, gösteriyor. Ürün piyasaya çıktığında yani paramızı verip alabileceğimiz duruma geldiğinde biz onu çok iyi biliyor oluyoruz. Firmaların ürünün özelliklerini çıkmadan haftalar, hatta bazen aylar önce anlatıkları için, olmazsa olmaz mesajı verdikleri için piyasaya çıkması için gün sayıyoruz. Çıkacağı gün, saatler öncesinden almak için sıra oluşturduğumuz bu aletlerin yapımcıları bu halimizi gördükçe bir sonraki ürünü daha erken ve daha pahalı çıkarmaya devam edeceklerdir.
Başta da söylediğim gibi teknolojinin önemi, yeri ve hayatımıza getirdiği kolaylıkları kesinlikle yadsınamaz bir gerçek. Ancak bunu bu duruma getiren biraz da biz tüketicileriz. Biz bu denli iştahla tükettikçe sonumuz teknolojiden olacaktır.
Şimdi de sizleri 25/5/2015 tarihinde yazmış olduğum yazımla baş başa bırakıyorum...
Teknolojinin insan hayatına getirilerinin önemi kesinlikle yadsınamaz bir gerçektir. Günümüzde hemen hemen her şeyde teknoloji var. Bunu garipsemenin bile tuhaf geleceği bir yüzyıldayız. Yaşımın yettiğince geriye dönüp baktığımda milenyum öncesi yapılan her teknolojik ürünün, yapının veya icadın büyük şaşkınlık ve "mucizevi" olarak nitelendirildiğini, fakat 2000'li yılların başlarında biraz, günümüzde ise tamamen normal karşılandığını, yeniliğe son derece alışıldığını ve imkansız kelimesinin bu konuda görmezden gelindiğini görmekteyim.
Çok değil, bundan 10 yıl önce zihnimiz teknolojik anlamda bu kadar geniş değildi. İlk renkli ekran telefon çıktığında benim ve gözlemlediğim, hatırladığım tüm insanların bunu oldukça şaşkınlık içerinde karşılaması unutamayacağım, unutamayacağımız bir gerçek. O yıllarda birisi gelip şu an el yordamıyla saatlerce yapmakla uğraştığımız şeyleri yapacak aletin herkesin kolaylıkla ulaşabileceği ve cebinden ayırmayacağı telefonlar olduğunu söyleseydi buna kimse inanmazdı. Fakat şu an bu yazıyı yazarken, yazıyı yazdığım bilgisayardan bakmaya üşendiğim elektronik postalarıma bile 3 saniyede cep telefonumdan kontrol ediyorum. Bankalara gidip saatlerce sıra beklememe gerek olmadan tüm işlerimi teknolojinin verdiği en büyük nimetlerden olan bilgisayarımdan veya cep telefonumdan aynı dakika içinde hallediyorum, arkadaşımın evine ziyarete gittiğimde telefonla tarif yöntemiyle ulaştığım evin adresini tam olarak bilmememe rağmen cep telefonumdan konumu ayarlayıp acıktığımda arkadaşıma sormama gerek olmadan pizza siparişi verebiliyorum vs vs.
Yürüdüğüm adımın, çıktığım merdivenin sayısına kadar her şeye rahatlıkla ulaşabildiğim bu teknoloji hayatımı bu kadar kolaylaştırıyor iken insanoğlu daha ne ister ki? Ama her güzel şeyin maalesef ki kötü yanları da var. Araştırmalara göre akıllı telefonu olan bir insan günde ortalama 250 kez telefonunu kontrol ediyor. Ortalamanın üstünde olduğunu düşündüğüm pek çok arkadaşım var. Öncelikle bu durum insanların asosyal olmasına neden oluyor. Özellikle hayatımızın en büyük parçalarından biri olan cep telefonu veya tablet bilgisayarların olmadığı, veya bu kadar yoğun ve çok yönlü olmadığı dönemi düşündüğümüzde arkadaşlarımızda birlikte vakit geçirirken her dakika telefonumuza bildirim geldi mi diye bakmazdık, onların suratlarına daha fazla bakardık. Bu teknoloji çılgınlığı bizi arkadaşlarımızdan tam anlamıyla kopartamamışsa da onlardan uzaklaştığımızın farkında değiliz. İnsanların bu duruma "Yoo, alakası yok." demesinin sebebi aslında durumu anlayamamış olmalarıdır. Örneğin; iki arkadaş buluştuğunda biri telefonuna bakarken diğeri de hemen baktığı için ve bu durumda tamamen normal gözüktüğü için ikisi için de bir problem gözükmez ama aslında durum ciddidir ve daha ileri boyuta gitmektedir. Asosyallik teknolojinin gelişmesiyle ve yayılmasıyla ilgili en ciddi problemlerden biri olsa da buna yakın sayabileceğim pek çok konu var.
Aslında tamamen teknolojiyle yatıp, teknolojiyle kalkıyoruz. Hangimizin akşam uyumadan önce yaptığı son iş telefonumuzdaki bildirimleri kontrol etmek değil ki? Bunu severek ve isteyerek yapmamızdır en acı olan. Uykumuz geldiği için yatağımıza telefonla giriyoruz ama hemen uyumak yerine dakikalarca telefonla ilgileniyoruz. Uyandığımızda ilk işimiz telefonumuza bakmak oluyor, şarjı biter de mağdur oluruz diye şarj aletimizi yanımızda taşırız, bittiğinde ne yapacağımızı bilemeyiz, tedirgin oluruz. Bunu yapmayanımız yok ve hepimiz bir bağımlıyız, teknoloji bağımlısı.
Radyasyon yayan elektronik aletlerle bu kadar çok zaman geçirmemiz farketmesek de sağlımızı olumsuz şekilde etkiliyor. Özellikle cep telefonuna en az iki metre uzaklıkta uyumamız gerekirken insanlar yastıklarının altına koyarak uykuya dalıyor. Bunun ceremesini yıllar sonra anlayacağız ve sonucu daha da kötü olmadan bu bağımlılığımızdan kurtulmamız gerekmektedir.
Dizüstü bilgisayar, cep telefonu veya tableti ele aldığımızda herhangi bir markanın bile yılda birkaç model çıkardığını göze alırsak teknolojinin hızına yetişilemeyeceğini söyleyebiliriz. "Çılgınlık" olarak adlandırdığım bir konu da; bir üst model tutkusu, hem de piyasaya çıkar çıkmaz! Dünya devi teknoloji firmaları herhangi bir model çıkaracaklarında özelliklerini aylar öncesinden anlatıyor, gösteriyor. Ürün piyasaya çıktığında yani paramızı verip alabileceğimiz duruma geldiğinde biz onu çok iyi biliyor oluyoruz. Firmaların ürünün özelliklerini çıkmadan haftalar, hatta bazen aylar önce anlatıkları için, olmazsa olmaz mesajı verdikleri için piyasaya çıkması için gün sayıyoruz. Çıkacağı gün, saatler öncesinden almak için sıra oluşturduğumuz bu aletlerin yapımcıları bu halimizi gördükçe bir sonraki ürünü daha erken ve daha pahalı çıkarmaya devam edeceklerdir.
Başta da söylediğim gibi teknolojinin önemi, yeri ve hayatımıza getirdiği kolaylıkları kesinlikle yadsınamaz bir gerçek. Ancak bunu bu duruma getiren biraz da biz tüketicileriz. Biz bu denli iştahla tükettikçe sonumuz teknolojiden olacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)