Banu da gidiyor tabii ki, bütün sınıf gidiyor. Tüm ihtiyacım beş bin lira. Annem onu bile vermiyor. Bu aralar paraya sıkışıkmışız. Hep sıkışığız zaten biz bu paraya. Her şeye paramız var; annemin çeşit çeşit parfümlerine, dolapta duran ama benim dokunma hakkım olmayan sosislere, kız kardeşimin yeni ayakkabılarına, arabanın benzinine, bulaşık makinesine, salonda hiç kullanılmadan duran Amerikan bara, raflarındaki dizi dizi içkilere, her şeye ama her şeye paramız var, bir tek bana sinema parası yok. İsterse tüm okul, hatta bütün Konya gidiyor olsun o filme. Ben gidemem.
Bütün haftalığı o kasete yatırmasaydın sen de. Böyle olacağı belli değil miydi? Ne zaman istediğin bir şeyi yaptığını gördün ki? Bir de hâlâ anne diyorsun şu kadına?Bu ay telefon parası çok gelmişmiş. Anneme göre gizlice birisini arıyormuşum devamlı. Bağlantıyı kurmuşum yine. Hâlbuki ben Banu’yla konuşuyordum o gün. Bıktım bu birisi hikâyesinden. Bilmiyorlar ki, tam altı yıldır ne yüzünü gördüm ne de sesini duydum o birisi dedikleri insanın. Zaten nasıl görebilirim ki yüzünü? Babaannemler konuşurken duydum, Mersin’e taşınmışlar teyzemle.
On beş dakika kaldı. Birazdan gelmeye başlarlar. Bir şey bulmalıyım, bir sebep. Nasıl gidemem bu filme? Fikri ortaya atan benim. Ali Hoca’yı ikna eden benim. Oyuncuları, hikâyeyi, yönetmenin daha önce çevirdiği filmleri, her şeyi biliyorum. Onlar da benim bildiğimi biliyorlar. Geleceğin sinemacısı olacakmışım! Gördük işte geleceğin sinemacısını! Para bulmalı para, yahu sadece beş bin lira.
Tüm suçlar birisinin zaten. Benim o evde kalmam, çok konuşmam, ya da konuşmadan öylece durmam, çok yemek yemem, ayakaltında dolaşıyor olmam, yalancılığım, burnumu karıştırmam, savurganlığım, ikiyüzlülüğüm, devamlı gizli işler çeviriyor olmam, yavaşlığım, sıkılganlığım, hiçbir şeye yoğunlaşamamam, akıllılığım, aptallığım. Bir fazlalığım o evde. Biliyorum: İstenmiyorum. Eminim bayram ediyorlar her hafta sonu, sırt çantamı toplayıp babaannemlere gittiğimde.
Hiçbir şeyi görmüyor babam. Aynı evin içinde iki uzak gezegen. Derslerim gayet iyi. Sınıf birincisiyim. Arkadaşlarım arasında seviliyorum, kızlarla da aram hiç fena sayılmaz. Biraz boyum kısa o kadar. Sanki kızının boyu çok mu uzun? O kadar özel ders aldırdılar, dershaneye gönderdiler, Anadolu Lisesi’ni bile kazanamadı. Şimdi paşalar gibi özel okulda okuyor. Hâlbuki ben kazanmıştım. Hem de Konya dördüncüsü olmuştum.
Neden göndersinler ki seni? Anadolu Lisesi’ne gitmen demek, daha en az yedi sene o evde kalacağının kesinleşmesi demek? Daha yeni evlenmişlerdi o zaman? İzin verir miydi sence üvey annen böyle bir şeye?
Ne alakası var ki? Yatılı verselerdi madem. Gönderselerdi İzmir’e, İstanbul’a. Durmazdım gözlerinin önünde, dolaşmazdım ayaklarına, kaybolur giderdim. Yine aynı sebep: Paraya sıkışığız! O kadar kitap, alet, edevat, okul yardımı falan… Kaldıramazlarmış, bütçeleri kısıtlıymış. Böyle olacağını bilseydim, parasız yatılı sınavına da girerdim. Nereden bileyim babamın bu kadının ağzının içine bakacağını. Ne oldu ki şimdi? Ne değişti? Gelirimiz mi arttı? Kardeşimin kitaplarına, okul aidatlarına nasıl buluyorlar parayı? Tamam, öz kızı, ilk çocuğu, annemi de anlıyorum, biraz kayıracak tabii kardeşimi. Ama bu kadar da olmaz ki kardeşim! Türk filmi mi bu yahu? Şurada kırk yılın başı bir sinemaya gideceğiz, cebimizde beş kâğıdımız yok!
Tolga KAYA => tolgakaya.blogspot.com <=hepsi ve daha fazlası
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder