Benim cefalı yarim kafamdır, Divanda düşünmek bütün safamdır, Mülkiyet benimçün büyük evhamdır, Senin olanları nideyim gayrı...
29 Eylül 2010 Çarşamba
1- O İlk Saatler Bittiğimin
Güzel bir kız tanıdım, eli elimdeydi. Ben dedim ki; 'Son durağım!', O da dedi ki; 'Sensiz yaşayamam!'.
Her gördüğümde içimden elimde olmadan tebessüm geliyordu, engel olamıyordum. Çünkü; onu seviyordum. Bakışları öyleydi ki adeta 'Seninim' diyordu ölene kadar. Belki de hep benim olması gerektiğini, asıl benim onsuz yapamayacağımı düşünmeye başladığım için öyle geldi bana. Gün geldi ki; 'Sıkıldım' dedi bana. 'Neden' dedim. 'Ben seni sevmiyorum, sen beni
sevmiyorsun. Sürdürmenin anlamı yok, zorluk çıkarma lütfen' dedi. 'Peki' dedim güçlükle. Gözlerim, gözlerinden ayrılmıyordu. Şaka yaptığını söylemesini bekledim hiç de inanmayarak. Ama döndü arkasını gitti, 'Hoşça kal' bile demeden. İçtim, zil zurna sarhoş
oluncaya kadar içtim. Önümde meze, elimde rakı kadehi, telefonuma baktım tek başıma otururken Beyoğlu’nda bir meyhanede. Baktım ki çalar da aşkımın adını görürüm 'Arayan numara' bölümünde. Planı bile yapmıştım, aradığında 5 saniye bekleyip öyle açacaktım, pişman olduğunu söylemesinin kalbimi kazanması için çok da kolay olmayacağını söyleyecektim. İki kez özür dilediğinde de affettim deyip arabaya atladığım gibi soluğu evinin önünde alacaktım. Babası kızar onun, dışarı çıkamaz saat olmuş on bir. O, pencereden bana bakacaktı, ben de ona bakıp tebessüm edecektim içimde kopan mutlulukla. Onu çok sevmiştim, O da beni sevmiş olmalıydı. Tamam beş aylık ilişkimiz vardı ama ben bağlandıysam o da bağlanmıştır kesin. Sonra sabah olacak, ben arabada sızıp kalmış olacağım, o da babası işe çıktığı gibi arabaya gelip cama vurarak 'aşkım hadi uyan bak ben geldim' diyecekti. Ablası da camdan bu durumu görüp o meymenetsiz suratıyla somurtarak içeri girecekti. Gülsüm, ablasının annesine çektiğini söylüyor. O da çok somurtkanmış rahmetli. Henüz dört yaşındayken ölmüş Gülsüm'ün annesi. Ciğer kanserinden. Doktor bir yıl kadar yalvarmış sigarayı bırakması için ama o dinlememiş. Babası zaten ayyaş, beraber içiyorlarmış. Neyse rahmetlinin ardından konuşmak iyi değildir. Sonra Gülsüm'le Beşiktaş'taki Abbasağa parkının yakınında bir pideci var, oraya gidecektik. Her salı oraya giderdik kahvaltıya. İkimiz de izin günümüzü aynı gün yapmıştık çalıştığımız şirketlerde. Her salı önce o pidecide kahvaltımızı yapardık, sonra tüm gün beraber olurduk. Gezmediğimiz yer kalmazdı. Yine öyle yapardık barışmamızın şerefine. Bugünlük de işi kırıverirdik canım kovulacak halimiz yok ya. Ama hala arayan yoktu. İkinci şişeyi getirmesini istedim garsondan. Paket de yarılanıyordu. Ayrıldığımız andan itibaren ikinci paketimdi. Altı saatte ikinci paketi yarıladım. Daha gece uzun, bir kaç paket daha almam gerekiyordu. Saat gece yarısı bir oldu ve garson kapatmak üzere olduklarını söyledi bana. Çok saçma! Beyoğlu'nda gece birde meyhane mi kapatılırmış! Neymiş efendim apartman sakinleri içip içip sarhoş olup hır gür çıkaranlardan bıkmışlar da önlem almışlar kendilerine. S.ktirsin ordan! Yüzümde hayli gergin bir ifadeyle 'Öyle olsun bakalım!' dedim. Moralim bozuk, sarhoşum, kafam bozuk kavga çıkması benim için iyi olmazdı. Parayı ödeyip çıktım mekandan.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder