30 Eylül 2010 Perşembe

2- Gecenin Köründe Ayyaşlarla

Hüznüm o kadar ağırdı ki sarhoş bile olmamıştım. Sadece biraz başım dönüyor ve elektrik lambalarını çift görüyordum ama bilincim açıktı. Nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum gecenin karanlığında. Saat iki olmuştu. Uyumak istiyordum ama hiç uykum yoktu. İnsan uyuyunca rahat ediyor hele bir de kafası bozuksa. Uyandığımda belki de telefonuma mesaj gelecek, bir özür mesajı. Gözlerimi açtığımda ilk olarak telefonuma bakarım. Sevgilimden 'günaydın' mesajını gördüğümde de o kadar iyi olurum ki anlatamam. Bazen dertli de olurdum, sabah uyanır uyanmaz sevdiğim insanın mesajını görünce derdimi unutur, aklıma onun gülümseyen suratı gelir ve bu bende de bir tebessüm oluştururdu. Bunun kadar iyi bir duygu var mıdır bilmiyorum. Yürümekten yorulmuştum ve bir banka oturdum. Yoldan geçen arabaları izliyordum. Sokakta sadece yoldan geçen arabalar, ayyaşlar bir de ben vardım sanki. Oturmuş içki içen iki ayyaşı gördüm. Bütün gün sokakta dilenip içki parasını çıkaran ayyaşlar gecenin bu saatinde burada olmalarına rağmen kedersiz gibi görünüyorlardı. Muhabbetleri koyuya benziyordu. Sık sık kahkaha atıyorlardı. Yanlarına gidip ben de o muhabbete katılmak istedim. En azından biraz sosyalliğe ihtiyacımın olduğu bir gündeydim. Yanlarına yanaştım ve 'benim de içeceğim fazla biranız var mı?' dedim. Bir kaç saniye beni süzdüler. Belki de son yıllarda onlarla oturup bir şey içmek için izin isteyen en şık adam bendim. 'Tabi. Buyur abi otur' dedi ve siyah poşetten bir bira da bana açıp verdi. Yaşı benden hayli büyük olmasına rağmen 'abi' demesini, sürekli yoldan geçen insanlardan dilenirken para isteme alışkanlığına bağlıyorum. Biramdan yudumlanmaya başladım fakat hala suratıma bakıyorlar- lardı. 'Bu adamın bizimle ne işi olur' der gibi. 'Ee uzaktan göründüğünüzden daha suskunsunuz' dedim. Heyecanlı bir surat ifadesiyle 'şaşırdık beyim senin bizimle ne işin olur, neden evinde değilsin?' dedi. Buna karşılık olarak; 'Kafam bozuk olamaz mı?' dedim. Ses çıkmadı kimseden. 'Merak edip anlatmamı istiyorsanız bana müsade' dedim ve ayağa kalktım, pantolonumun tozunu silkelemeye başladım elimle. 'Yok, yok beyim buyur otur' dedi yaşlı olan. Ben oturur oturmaz yanındaki 18-19 yaşlarındaki sarışın ve kısa boylu çocuğa biraz önce anlattığı şeyin devamını anlatmaya başladı. Arada bir bana da dönüp anlatıyordu. Adamın konuşma tarzı çok güzeldi. İnsanın dinledikçe dinleyesi geliyordu. Saatlerdir ilk kez gözümde az da olsa mutluluk vardı. En son ne zaman bu kadar kahkaha attığımı hatırlamıyordum. O bir hikaye anlattı, yanındaki bir hikaye anlattı, bir hikaye anlattım derken saat beş buçuk oldu. İçkilerimiz ve sigaram bitti. Yaşlı adam 'bu kadar eğlence yeter ben yatıyorum' dedi. Genç de 'tamam abi' dedi. Ayaklandılar ve ben 'eve mi?' dedim. Birden ikisi de gülmeye başladılar. O an ayyaşların bir evinin olmadığını unutmuştum. Gülmeleri bitince yaşlı adam 'evet delikanlı gel bizde kal' dedi gülümseyerek. 'Olur' dedim tereddütsüz. Neden direk 'olur' dediğimi hala anlamış değilim. Belki de bana hayatımda tanıdığım bir çok insandan daha çok güven verdiler şu 3-4 saat içinde. Onları takip ettim. Hurda bir arabaya geldik. Her yeri paslanmış lacivert ve çok eski model bir araba 'İşte evim' dedi bana bakarak yaşlı adam. O an anladım onların gerçekten ayyaş insanlar olduklarını. Bir şekilde kıvrılıp sığdık o arabaya. Uzandım, gözlerimi kapattım ve Gülsüm'ün yüzü geldi aklıma. Yalnız kalır kalmaz aklıma geliyor onun yüzü. Sanırım 15-20 dakika içinde uyumuştum. O kadar yorgunluk ve o kadar içki uyumama yardımcı oldu. Bir anda gözlerimi açtım. Sabah olmuştu. Çok huzurlu uyumuştum. Ayılmıştım ve hemen o arabadan çıktım. Karşıda görünen camiye doğru yöneldim yüzümü yıkamaya.

Hiç yorum yok: