19 Mayıs 2009 Salı

YARIŞMA İÇİN YAZDIĞIM DENEME

DİLİN YOZLAŞMASI

Tarih yazılageldiğinden beri hüküm süren Türkçe 21. yy da önlenemez bir sona doğru yaklaşıyor.Gelişen teknoloji hayatımıza flash disk,ipod,ram,usb gibi aletler sokarken biz bunlara dilimizde isim bile veremedik.


İlmek ilmek işleyen yazarlardan,şairlerden bir şekilde Türkçe okuyup anladık ama biz yarınımıza,yeni neslimize Türkçe eser bırakamayacağız.Hala bir yerlerde bir şeyler yazan gençler var mıdır acaba? Varsa ne ve nasıl yazıyorlar? Kim bilir belki cep telefonu mesajı yazarkenki gibi sessiz harflerin kelime oluşturmasıyla bir şeyler karalıyorlardır kağıtlara.Okuyanlar,şu anı yaşayanlar fark etmiyor ama çok kan kaybı var yaşlı Türkçemizin.


Özellikle son 20 yılda cep telefonu,bilgisayar kısacası teknolojinin sunduğu imkanlar hayatımıza iyice yerleşti.Bunların faydaları yadsınamaz bir gerçek ancak dilimize zararı dokunmuyor değil.Cep telefonu ve bilgisayar günümüzün vazgeçilmezi artık.Elbette bu şikayetçi olunacak bir durum değil ama bu yararlı şeyleri neden dilimize zarar verecek şekilde kullanıyoruz? Neden Türk Dil Kurumunun kuralları içinde yazmıyoruz yazdıklarımızı? Harfleri kolaylık olsun diye atlayarak,kelimeleri mümkün oldukça kısaltarak Türkçemize verdiğimiz zarar ortada.Kısaltarak oluşturduğumuz kelimeler günlük hayatta karşılıklı konuşmalarda normalmiş gibi kullanıyoruz.TDK sözlüğünü açıp baktığımızda birçok kelimenin yazılışı bize tuhaf geliyor.Çünkü işimize gelen,dilimizin daha rahat döndüğü kelimeleri seçerek aslının benzeri ama daha kısasına alıştık artık.Herkes biliyor ki dilimizin durumu gün geçtikçe daha kötü olacak.Dünyanın diğer ucuyla bile rahatlıkla iletişim kurabildiğimiz internet sayesinde yazışma sıklaştığı için dilde ister istemez kısaltmalara gidiliyor.Bir alt komşumuzla bile internet aracılığıyla konuşuyoruz.Yüz yüze konuşmada 10 saniyede aramızda geçen diyalog internette en az 1 dakika olduğu için daha çok sohbet için daha hızlı oluyoruz bu kısaltmalarla.Bu yüzden ‘merhaba’ kelimesi sanal dünyada ‘mrb’ oluyor.Buna alışan insan açılımını nasıl ‘merhaba’ olarak kullansın ki karşılıklı konuşmada?


Dilin yozlaşmasında ‘teknolojinin bilinçsiz kullanılması’ büyük bir rol oynuyor.Ancak bunun dışında önemli bir etken daha var.Bu etkende diline,yaşamına dış etmenlerden laf getirmeyen,laf söyletmeyen Türk toplumu kendi içinde dilinin yozlaşmasına izin veriyor bir anlamda.Günlük konuşmada sık kullanılan kelimeler dilin daha kolay döndüğü kelimeler haline geliyor.’geliyorum,yapıyorum’ kelimeleri ‘geliyom,yapıyom’ oluyor.Bu ve buna benzer kelimeler bizim,yani yeni neslin en az 30 yıllık yazıları okuduğumuzda anlamakta güçlük çekmemize neden oluyor.Dilde bu değişim yavaş gerçekleşiyor ve biz bunu anlayamıyoruz.Resmi makam sahibi insanlar bile ‘geliyom,yapıyom’ gibi kısaltmalara gidiyor.Zaten geri dönüşü imkansız bir yozlaşmaya maruz kalan Türkçemiz;bir darbe de kafe,büfe,bar gibi işletmelerden alıyor.İşletmeye dikkat çekmek için başvurdukları yol olan yabancı isimler amaç ne olursa olsun çok mantıksız.Ülkemizdeki yabancı dil bilen insanlar göz ardı edilemeyecek kadar çok ama bu insanların ana dillerinin Türkçe olduğunu da unutmamaları gerekir.Gün geçtikçe daha çok rağbet gören bu reklam tekniğinin önüne geçilmesi gerekliliği göz ardı edilemez bir gerçektir.Bu tarz şeyler sürekli artıyor.Yani artık geri dönüşü olmayan bir yozlaşma bu.


Dilimize sahip çıkmak,dilimizi korumak bulunduğumuz süreçte anlamsız ifadeler.İnsan,özellikle Türk insanı en küçük alışkanlığından bile kolay kolay vazgeçemezken böylesine bir konuda yapabilecek bir şeyin olduğunu sanmıyorum.Günümüz Türkçesi her geçen gün öz Türkçeden uzaklaşacak sanırım.

KATİL KİM ?


Yangın hızını artırıyordu.Sıcağı hissedenler çığlıklarla koşarak kendilerini bir an önce dışarıya atmaya çalışıyorlardı.Hademeler ellerinde kova ile yangını bir nebze söndürmek için su dökmeye çalışırken henüz ne olduğunu bile anlayamayan kaçan öğrenciler yanlarından geçtikleri odaların kapılarına vurup ‘kaçın,kaçın’ diye bağırıyorlardı.
Betül inerken 3.katta en dip odada oda arkadaşının rahatsızlanıp bir haftalığına evine gitmesi nedeniyle tek kalan Melis odada olabileceğini düşünüp ona doğru gitti.Kapıyı yumruklayıp ‘Melis,orda mısın,hadi çabuk çık.Acele et.’diye bağırdı.Bir ses gelmeyince aşağıya indiğini düşünüp koşarak yangından kaçan diğer öğrencilerle birlikte aşağıya doğru yöneldi.Melis’in kardeşi Neslihan alt katta yaşıtlarıyla beraber kalıyordu.Ablasının çıkıp çıkmadığından emin olmak için odasına bakmayı düşündü.O kadar korkmuş ve heyecanlıydı ki ayaklarındaki yeşil parmak arası terliklerin onu yavaşlattığını anlayamadan koşmaya devam etti.3.kata çıkıp koridordan Melis’in odasının olduğu yöne dönmek üzereyken Betül onu durdurup Melis’in indiğini ve acele etmeleri gerektiğini söyledi.Ancak Melis her gece olduğu gibi müzik çalarından kulaklık ile son seste müzik dinliyordu ve hiçbir ses duymamıştı.Saçlarını yeni yıkamış ve kurumasını bekliyordu.Kuruduktan sonra yatacaktı.
Gözleri kapalıyken gözüne camdan yansıyan bir ışık fark edip gözlerini açtı.Kulaklığını çıkarırken cama yöneldi.Gözüne çarpan ışık itfaiyenin ışığıydı.10-15 saniye ne olduğunu anlamaya çalıştı ve elindeki müzik çaları yere fırlatıp kapıya gitti.Ahşap ve eski kapının kolunu heyecanının da verdiği titreme ile ilk denemesinde elinden kaçırdı.İkinci denemesinde sert asıldığı için kapının kolundan 3-4 santimlik bir tahta parçası koptu.Koridorda koşarken bu tahta parçasını da elinde sıkı sıkı tutuyor,atmak aklına gelmiyordu.Merdivenlere yaklaşırken ileride her yerin alevler içinde olduğunu gördü.Koşmaya devam etti.Elindeki tahta parçasını hala sıkıyordu.Merdivenler ahşap olduğu için her yer tutuşmuştu ve sadece alevler görünüyordu.Merdivenlerin yanan tutunma yerleri basamaklara düştü ve alevlerin büyümesiyle oradan geçemeyeceğini düşündü.Sonra ‘belki’ diyerek ileriye doğru bir adım attı ama cesaret edemeyip odasına geri döndü.Cama çıkıp bağırırken tahta parçasını hala elinde sıkıyordu.Arkadaşları onu fark edip itfaiye görevlilerinden yardım istediler.Melis cama doğru yükselen itfaiye merdivenini görünce sevindi ama kapıdan gelen sese döndüğünde eski ahşap kapının tutuşmaya başladığını görünce daha çok korktu.
Merdiven yeterince açılmadı.Bir sorun vardı.Merdivendeki görevli aracın başındaki arkadaşına bir şeyler yapması için seslendi.Yangın odada büyümüştü.Bozuk merdivenli aracın çıkıp diğer aracın girmesi gerekiyordu ama buna zaman yoktu.Melis yukarda,arkadaşları aşağıda ağlıyorlardı.Merdivendeki görevli ‘yapacak bir şey yok,kucağıma atla’ dedi.Melis buna cesaret edemedi.Bir yandan görevli,bir yandan arkadaşları ve okulun çalışanları ‘atla’ diye bağırıyorlardı.Melis ağlayarak bir hışımla kapıya yöneldi.Kapıyı açıp koridora çıktı.Her yerinin acıdığını hissediyordu.Merdivenlere koştu.Merdivenlerin arasında acı çekerek can verdi.Yangın 2 saat içinde tamamen söndürüldü.Cesedin bulunduğu haberi üzerine ağlayanlardan bazıları bayıldı.Elbiseleri yanmış,vücudu simsiyah Melis’in elinde tahta parça vardı.
200 kişilik bir öğrenci evinde çıkan yangında 1 kişi öldü.Olay medyada 3 gün yer aldıktan sonra birçok kişi tarafından unutuldu.Aradan 2 ay geçti.Yurt onarıldı ve tekrar kullanıma açıldı.Öğrencilerin bir çoğu 5 gece orada kalıp hafta sonu ailelerinin yanına gitmeye,aileleri uzakta olanlar ise orada hafta sonları da orada kalmaya devam etti.Peki 2 ay öncesine dönüldüğünde suçlu kim ? Kim ‘benim yüzümden oldu’ diyerek yıllarca vicdan azabı çekmeli ? Çatıda içtiği sigarasını bakmadan fırlatan öğrenci mi ? Melis’in odada olup olmadığından emin olmadan geri dönen hatta Melis’in kardeşini aşağıya indiğinden eminmiş gibi geri çeviren Betül mü ? Yoksa itfaiye merdivenlerini kontrol etmeyen görevli mi ? Bu durumda ‘katil’ kim ?

18 Mayıs 2009 Pazartesi

selin akyıldız-deneme



yaşamla ölüm arasında kalır inasn bazen.. Ölüm mü yoksa hayata tutunup devam etmek mi lazım bilemez. Ne kadar da olsa sürdürür yaşamayı,en azından çabalar.Ben yapamıyorım artık sevdiğim! bn geçiremiyorum sensiz bir dakikamı!sensiz aldığım her nesef her almaya çabalayışım sonuç vermiyor bana..Düşünüyorum sensizliği yaşamaya çalışıyorum sensiz.. Olmuoyr işte sevdiğim.. Bitmiyor sevdan...
Öyle bir şey varki içimde.. .Hem yok oluşum oluyor hmde senn için var oluşum.. Bilmiyorum.. devam edr mi bu sevda biter mi birgün uzaklarda? ...
sensiz devam edebilir mi bu beden? sana bakmadan durabilir mi, seni sensiz sevebilir mi? !!!

senn yokluğunla sarsıldı bedenim.. sensizliğimde kokun hala duruyordu tenmde... Düşün be sevdiğim sensizim ama seni yaşatıyorum her şekilde..
yokluk bile mutlu etmeye başladı bni. Ya hayal edemeseydim seni? Ya rüyalarımda görüp AŞKIM diye uyanamasaydım? ...
Seni hissediyorum .. yanımda var olmasan bile seni düşünebilmek mutlu ediyor beni...
Hatırlarmısın birlikte gülüp birlikte ağlardık sennle? Hatırlarmısın acıyı sennle paylaştım acını benmle paylaştın sen?
Ben unutmuyorum sevdiğim...Ölümde olsa ucunda.Bazen atlamak istesemde bi yerlerden..Sana sevğimden yapamıyorum..
ben sennle aynı yerde nefes almayı seviyorum çünkü...
Ölümü düşünemiyorum bile artık sırf bu yüzden eğer öleceksem bi gün seninle öleyim sevdiğim...
buralarda sensiz yaşanmazki..
seni sen yokkende işte böyle seviyorum sen.. seni senn olmadığın anlarda bile yanımdaymışsın gibi hissediyorum ben...ben sennle yaşıyorum bitanem...

sennlede ölücem....


selin(:

17 Mayıs 2009 Pazar

Sen,yalanların,aşkımız ve sonrası

Sen ve,

Suya girdikten hemen sonra,
Dağılacağını bildiği,
Islak ekmek içlerini,
Amcasının oltasına takarak,
Sadece tek bir balık için,
Saatlerce suya bakan,
Sekiz yaşındaki çocuk.

Yalanların ve,

Sökülmüş iç cebinde,
Yarılanmış bir kanyakla,
Önünde hep kuyruk olan,
Vapur iskelesinin,
İnsan yorgunu tuvaletinde,
Otuz bir çekmeye çalışan,
Üniversite öğrencisi.

Aşkımız ve,
Yavaşça mezarlığa giden,
Cılız kalabalığın içinde,
Karısını mezara indiren,
Eski bir dostunu izleyen adamın,
Cebinde aylarca bekleyen,
Tek bir beyaz leblebiyi,
Gizlice ağzına atışı.

Gidişin ve,

Karanlığın içinde,
Yıllarca hayal ettiği,
Kızıl saçlı kadının,
Üzerinde gidip gelirken,
Bir şeylerin eksik olduğunu farkeden,
Evli ve çocuklu adamın,
Sevişmeye ara verip,
Işıkları açışı.

Senden sonrası ve,

Kocası öldükten,
Yedi yıl üç ay sonra,
Yağmurlu bir akşamüstü,
Gardaki durmuş saatin önünde,
Islak insanlar arasında,
Oğlunu askere gönderen,
Kadının elleri.



Tolga KAYA => tolgakaya.blogspot.com <=hepsi ve daha fazlası

Birisi

Banu da gidiyor tabii ki, bütün sınıf gidiyor. Tüm ihtiyacım beş bin lira. Annem onu bile vermiyor. Bu aralar paraya sıkışıkmışız. Hep sıkışığız zaten biz bu paraya. Her şeye paramız var; annemin çeşit çeşit parfümlerine, dolapta duran ama benim dokunma hakkım olmayan sosislere, kız kardeşimin yeni ayakkabılarına, arabanın benzinine, bulaşık makinesine, salonda hiç kullanılmadan duran Amerikan bara, raflarındaki dizi dizi içkilere, her şeye ama her şeye paramız var, bir tek bana sinema parası yok. İsterse tüm okul, hatta bütün Konya gidiyor olsun o filme. Ben gidemem.
Bütün haftalığı o kasete yatırmasaydın sen de. Böyle olacağı belli değil miydi? Ne zaman istediğin bir şeyi yaptığını gördün ki? Bir de hâlâ anne diyorsun şu kadına?Bu ay telefon parası çok gelmişmiş. Anneme göre gizlice birisini arıyormuşum devamlı. Bağlantıyı kurmuşum yine. Hâlbuki ben Banu’yla konuşuyordum o gün. Bıktım bu birisi hikâyesinden. Bilmiyorlar ki, tam altı yıldır ne yüzünü gördüm ne de sesini duydum o birisi dedikleri insanın. Zaten nasıl görebilirim ki yüzünü? Babaannemler konuşurken duydum, Mersin’e taşınmışlar teyzemle.
On beş dakika kaldı. Birazdan gelmeye başlarlar. Bir şey bulmalıyım, bir sebep. Nasıl gidemem bu filme? Fikri ortaya atan benim. Ali Hoca’yı ikna eden benim. Oyuncuları, hikâyeyi, yönetmenin daha önce çevirdiği filmleri, her şeyi biliyorum. Onlar da benim bildiğimi biliyorlar. Geleceğin sinemacısı olacakmışım! Gördük işte geleceğin sinemacısını! Para bulmalı para, yahu sadece beş bin lira.
Tüm suçlar birisinin zaten. Benim o evde kalmam, çok konuşmam, ya da konuşmadan öylece durmam, çok yemek yemem, ayakaltında dolaşıyor olmam, yalancılığım, burnumu karıştırmam, savurganlığım, ikiyüzlülüğüm, devamlı gizli işler çeviriyor olmam, yavaşlığım, sıkılganlığım, hiçbir şeye yoğunlaşamamam, akıllılığım, aptallığım. Bir fazlalığım o evde. Biliyorum: İstenmiyorum. Eminim bayram ediyorlar her hafta sonu, sırt çantamı toplayıp babaannemlere gittiğimde.
Hiçbir şeyi görmüyor babam. Aynı evin içinde iki uzak gezegen. Derslerim gayet iyi. Sınıf birincisiyim. Arkadaşlarım arasında seviliyorum, kızlarla da aram hiç fena sayılmaz. Biraz boyum kısa o kadar. Sanki kızının boyu çok mu uzun? O kadar özel ders aldırdılar, dershaneye gönderdiler, Anadolu Lisesi’ni bile kazanamadı. Şimdi paşalar gibi özel okulda okuyor. Hâlbuki ben kazanmıştım. Hem de Konya dördüncüsü olmuştum.
Neden göndersinler ki seni? Anadolu Lisesi’ne gitmen demek, daha en az yedi sene o evde kalacağının kesinleşmesi demek? Daha yeni evlenmişlerdi o zaman? İzin verir miydi sence üvey annen böyle bir şeye?
Ne alakası var ki? Yatılı verselerdi madem. Gönderselerdi İzmir’e, İstanbul’a. Durmazdım gözlerinin önünde, dolaşmazdım ayaklarına, kaybolur giderdim. Yine aynı sebep: Paraya sıkışığız! O kadar kitap, alet, edevat, okul yardımı falan… Kaldıramazlarmış, bütçeleri kısıtlıymış. Böyle olacağını bilseydim, parasız yatılı sınavına da girerdim. Nereden bileyim babamın bu kadının ağzının içine bakacağını. Ne oldu ki şimdi? Ne değişti? Gelirimiz mi arttı? Kardeşimin kitaplarına, okul aidatlarına nasıl buluyorlar parayı? Tamam, öz kızı, ilk çocuğu, annemi de anlıyorum, biraz kayıracak tabii kardeşimi. Ama bu kadar da olmaz ki kardeşim! Türk filmi mi bu yahu? Şurada kırk yılın başı bir sinemaya gideceğiz, cebimizde beş kâğıdımız yok!


Tolga KAYA => tolgakaya.blogspot.com <=hepsi ve daha fazlası

Sana Söyleneni Yap

İşte ben buyum diyemeden,
Yıkıp yaparlar duvarları.
Kendi yolunu bulamadan,
Örüverirler yeni ağları.

Sen sorulara inanmasan da,
Yapar onlar sınavları.
Dünya kan gölüne dönse de,
Yaşatırlar yalanları.


Tek yapmaman gereken,
Işıklı yoldan sapman.
Unutma senden beklenen,
Sana söyleneni yapman.

Yorulmak nedir bilmeden,
Çalış çabala aksın yıllar,
Giden gençliğe doyamadan,
Bir anda dün olsun yarınlar.


İşte ben buyum diyemeden,
Yıkıp yaparlar duvarları.
Kendi yolunu bulamadan,
Örüverirler yeni ağları.

Tek yapmaman gereken,
Işıklı yoldan sapman.
Unutma senden beklenen,
Sana söyleneni yapman.


Tolga KAYA => tolgakaya.blogspot.com <=hepsi ve daha fazlası