28 Nisan 2010 Çarşamba

KADINIM

kadınım, yıllar sonra yüreğinin tozlar şehirlerinden çıkarıp bakınca bana gülümseyebilecek misin tatlılıkla? yoksa sızlayacak mı yüreğin, söznemiş ateşin çırpınışıyla..
kadınım benden sonra benden önce de olduğu gibi sevgililelerin olacak ya sevebilecek misin bu yoğunlukla? yoksa eksilecek mi yüreğin yarım kalan her sevdayla
kadınım sondan sonra anılar eskiyip durulunca anımsamak bile güçleşir ya kendini mi kandıracaksın o zaman? yoksa söyleyecebilecek misin kendine.. sevdim bir zamanlar seviyorum hala..
kadınım sonra sonra şimdi ise henüz gitmemiş duruyor aramızda...

2 Mart 2010 Salı

FACEBOOK

buradan bir kız eklersin, kabul eder; muhabbete başlarsınız.. önce varsa ortak arkadaşınızla ilgili konuşursunuz, şaka yoluyla onu çekiştirirsiniz.. yoksa ekleme sebebiyle doğru orantılı konulardan konuşursunuz (örneğin müzikle ilgili, sanatla ilgili).. ya da canım sıkıldı ekledim dersin öyle konuşursunuz (işe yarama olasılığı düşüktür).. sanal alemde kaynaştıktan bir zaman sonra şaka yoluyla buluşma isteği gelir (kız veya erkekten farketmez).. buluşursunuz; ya sen onu beğenmezsin ya da o seni beğenmez.. tut ki iki kişi de birbirinden hoşlandı; o zaman bir kaç gün içinde birinden itiraf gelir (yine şaka yoluyla).. diğeri 'nerden çıktı bu şimdi' deyip karşı tarafı deli eder (-lan sen de meyilliydin ya it).. aynı gün düşünme süresi isteyip olumlu cevabı verir karşı taraf.. sanal daha ağır baskın, arada bir yüzyüze görüşürler.. aylar sürmez ki ayrılırlar (ayrılma isteği msnden gelir).. her ikisi de zaten sevmiyordum ki iyi oldu sıradaki gelsin der.. uzun süreliler de vardır elbet (sanmıyorum)..yani sonuç olarak sanal alemin sanal aşkının sanal yolla başlayıp sanal yolla bitmesini tüm gerçekleriyle okudun bııraavaa..

Berkan Argun

3 Ekim 2009 Cumartesi

KAYIK 2

Önce ellerinin yardımıyla kayığı kıyıya sürüklemeyi düşündü.Tabi soğuktan vücudu donmak üzere olan birinin buz gibi
suya ellerini daldırıp 10 metre sürüklemesi çok zordu.'Baba,baba' diye seslenmeye çalışsa da otistik olduğu için
sesi çok az çıkıyordu,kendini kimseye duyuramadı.Kayıkta onu kıyıya götürebilecek kadar küreğe benzer birşeyler aradı.
Tek kürekle gidemeyeceğini biliyordu.Poşetlerin,naylon bezlerin altlarına bakındı.Çok üşüyordu.Ev sakinlerinin uyanmasına
daha vardı.Elleriyle becerebildiğince poşetleri üzerine örttü.Tek kürekle kayığı ilerletmeye çalıştı ama nafile.Normal
bir insan bunu zor da olsa yapabilirdi ama onun için imkansız gibi birşey bu.Artık çaresi yoktu,babasının uyanmasını
bekleyecekti.Poşetlerin onu ısıtabileceğini düşünerek sıkı sıkı sarıldı.Gözü sürekli kapıdaydı.Bir süre sonra kapının açıldığını gördü.
Heyecanlandı.Kapıdaki gölge netleşince 5 yaşındaki küçük kardeşi olduğunu gördü.Sevinmişti,hem de çok.Kardeşi onu gördü,
kıyıya doğru yaklaştı ve kıyıda durdu.Yüzünde anormal bir olay görmüş tek mimik bile yoktu.Uzun uzun ağabeyini seyretti.
Görke kardeşinin onu görmediğini düşündü,ya da öyle düşünmek istedi.Açıkta kalan her yeri mosmor olmuş,hiçbir yeri tutmuyordu
neredeyse.Can havliyle ellerini sallayıp orada tehlikede olduğunu kardeşine göstermeye çalıştı.Ağzının el verdiğince 'Ahmet,
Ahmet babamı uyandır,öleceğim' diye bağırdı.Ahmet olduğu yere çöktü.Sanki göl manzarası seyreder gibi oturuyordu.Yüzünde hiç
mimik yoktu,boş boş bakıyordu.Görke ise ümidi kesmeyip ona seslenmeye devam etti.'Ahmet ne duruyorsun ? Babamı uyandırsana.
Hadi acele et.Çok soğuk.'5 yaşında olan bir çocuk bile bilirdi tehlikeyi,karşısında çırpınan ağabeyinin zor durumda olduğunu.
Ama hareketsizce ellerini çenesine dayayıp onu izlemeye devam ediyor,duymamazlıktan geliyordu.

20 Eylül 2009 Pazar

KAYIK

İlk kez balığa tek başına çıkmasına rağmen kimseyi yanına almamış,balığa çıktığına haber vermemişti Görke.Henüz 16 yaşında bir çocuğun o saatlerde dışarı çıkması çok anormalmiş gibi gözükse de Rize’de bu çok normaldir.İnsanların bir çoğu geçimlerini balıkçılıkla karşıladıkları için daha küçük yaştaki çocuklarını arada bir gece denize götürüp bu işi öğretirler.Yani orada yaşayan her çocuk en fazla 14 yaşında en az bir kez balığa tek başına çıkmıştır.Ancak Görke’nin durumu biraz farklıdır.O,otistik olduğu için hayatında babasıyla beraber en fazla 3 kez balığa çıkmıştır.Doğru düzgün konuşamayan Görke balık tutulmasını izlemekten büyük haz duyar.Her gece babası balığa çıkarken bir umut onu da yanında götürür diye 4te uyanır.Saatin kurulmasıyla alakası yoktur,kendini öyle bir alıştırmıştır ki 1.5 yıldır hiç şaşmadan 4te uyanıyor,babasına umut tamamen masumiyet dolu gözlerle bakıyordur.Ancak babası zaten gün doğmadan şiş gözlerle uyanıp ekmek teknesine balık tutmaya zar zor giderken onunla ilgilenmesi zor olacağından onu götürmüyor.
Görke.kayığı otistik sağ ve yarı otistik sol eliyle güçlükle de olsa biraz açığa çıkarmayı başarmıştı.10 dakika kadar dinlendikten sonra biraz daha açığa çekmekle uğraştı.Ona kalsa babasının açıldığından da ileriye giderdi ama güneşin doğacağını ve balıkları kaçıracağını düşünmüştür.Güneşin doğmasına çok vardı ama o aslında babasının onu balık tutmadan önce görmesini ve hemen yanına gidip onu karaya götürmesinden çok korkuyordu.Bu yüzden demir attı.Sanki her gece balık tutmaya giden kendisiymiş gibi profesyonel bir tavırla ağları çözüp denize saldı.Babasını izlediği için onun yaptığı şeyleri biraz yavaş ama eksiksiz yapmaya çalışıyordu.Zaman onun için çok çabuk geçmişti.Babasının alarmının çalmasına yarım saatten az bir zaman kalmıştı.Son postayı çekip küreklere asıldı.Planladığı şey babası kalkıp evden çıktığında kapıda onun tuttuğu az sayıda balığı gördükten sonra onu tebrik edip uykusuna devam etmesini sağlamaktı.Babası onun gibi her gece büyük bir hevesle kalkmıyor,uykusuzluk çekiyordu.Ona çok üzülüyordu.Böylece hem en sevdiği aktiviteyi yapacak hem de babasını uykusuna gönderip onu rahatlatacaktı.Bir iki kürek çektikten sonra elinin buz kestiğini anladı.Haliyle hava gece çok soğuktu.Kıyıya 10 metre kala eli soğukluğun azizliğine anlık tutmayacak hale geldi ve kürek boşta kalıp göle düştü.Önce tek koluyla kıyıya varamayacağını,babasının uyanıp kendisini görmesini bekleyecekti.Ancak bu fikrini değiştirmesi otuz saniyeyi geçmedi.Çünkü 20 dakika daha orada olması donmasına yeterli bir süreydi.

19 Mayıs 2009 Salı

YARIŞMA İÇİN YAZDIĞIM DENEME

DİLİN YOZLAŞMASI

Tarih yazılageldiğinden beri hüküm süren Türkçe 21. yy da önlenemez bir sona doğru yaklaşıyor.Gelişen teknoloji hayatımıza flash disk,ipod,ram,usb gibi aletler sokarken biz bunlara dilimizde isim bile veremedik.


İlmek ilmek işleyen yazarlardan,şairlerden bir şekilde Türkçe okuyup anladık ama biz yarınımıza,yeni neslimize Türkçe eser bırakamayacağız.Hala bir yerlerde bir şeyler yazan gençler var mıdır acaba? Varsa ne ve nasıl yazıyorlar? Kim bilir belki cep telefonu mesajı yazarkenki gibi sessiz harflerin kelime oluşturmasıyla bir şeyler karalıyorlardır kağıtlara.Okuyanlar,şu anı yaşayanlar fark etmiyor ama çok kan kaybı var yaşlı Türkçemizin.


Özellikle son 20 yılda cep telefonu,bilgisayar kısacası teknolojinin sunduğu imkanlar hayatımıza iyice yerleşti.Bunların faydaları yadsınamaz bir gerçek ancak dilimize zararı dokunmuyor değil.Cep telefonu ve bilgisayar günümüzün vazgeçilmezi artık.Elbette bu şikayetçi olunacak bir durum değil ama bu yararlı şeyleri neden dilimize zarar verecek şekilde kullanıyoruz? Neden Türk Dil Kurumunun kuralları içinde yazmıyoruz yazdıklarımızı? Harfleri kolaylık olsun diye atlayarak,kelimeleri mümkün oldukça kısaltarak Türkçemize verdiğimiz zarar ortada.Kısaltarak oluşturduğumuz kelimeler günlük hayatta karşılıklı konuşmalarda normalmiş gibi kullanıyoruz.TDK sözlüğünü açıp baktığımızda birçok kelimenin yazılışı bize tuhaf geliyor.Çünkü işimize gelen,dilimizin daha rahat döndüğü kelimeleri seçerek aslının benzeri ama daha kısasına alıştık artık.Herkes biliyor ki dilimizin durumu gün geçtikçe daha kötü olacak.Dünyanın diğer ucuyla bile rahatlıkla iletişim kurabildiğimiz internet sayesinde yazışma sıklaştığı için dilde ister istemez kısaltmalara gidiliyor.Bir alt komşumuzla bile internet aracılığıyla konuşuyoruz.Yüz yüze konuşmada 10 saniyede aramızda geçen diyalog internette en az 1 dakika olduğu için daha çok sohbet için daha hızlı oluyoruz bu kısaltmalarla.Bu yüzden ‘merhaba’ kelimesi sanal dünyada ‘mrb’ oluyor.Buna alışan insan açılımını nasıl ‘merhaba’ olarak kullansın ki karşılıklı konuşmada?


Dilin yozlaşmasında ‘teknolojinin bilinçsiz kullanılması’ büyük bir rol oynuyor.Ancak bunun dışında önemli bir etken daha var.Bu etkende diline,yaşamına dış etmenlerden laf getirmeyen,laf söyletmeyen Türk toplumu kendi içinde dilinin yozlaşmasına izin veriyor bir anlamda.Günlük konuşmada sık kullanılan kelimeler dilin daha kolay döndüğü kelimeler haline geliyor.’geliyorum,yapıyorum’ kelimeleri ‘geliyom,yapıyom’ oluyor.Bu ve buna benzer kelimeler bizim,yani yeni neslin en az 30 yıllık yazıları okuduğumuzda anlamakta güçlük çekmemize neden oluyor.Dilde bu değişim yavaş gerçekleşiyor ve biz bunu anlayamıyoruz.Resmi makam sahibi insanlar bile ‘geliyom,yapıyom’ gibi kısaltmalara gidiyor.Zaten geri dönüşü imkansız bir yozlaşmaya maruz kalan Türkçemiz;bir darbe de kafe,büfe,bar gibi işletmelerden alıyor.İşletmeye dikkat çekmek için başvurdukları yol olan yabancı isimler amaç ne olursa olsun çok mantıksız.Ülkemizdeki yabancı dil bilen insanlar göz ardı edilemeyecek kadar çok ama bu insanların ana dillerinin Türkçe olduğunu da unutmamaları gerekir.Gün geçtikçe daha çok rağbet gören bu reklam tekniğinin önüne geçilmesi gerekliliği göz ardı edilemez bir gerçektir.Bu tarz şeyler sürekli artıyor.Yani artık geri dönüşü olmayan bir yozlaşma bu.


Dilimize sahip çıkmak,dilimizi korumak bulunduğumuz süreçte anlamsız ifadeler.İnsan,özellikle Türk insanı en küçük alışkanlığından bile kolay kolay vazgeçemezken böylesine bir konuda yapabilecek bir şeyin olduğunu sanmıyorum.Günümüz Türkçesi her geçen gün öz Türkçeden uzaklaşacak sanırım.

KATİL KİM ?


Yangın hızını artırıyordu.Sıcağı hissedenler çığlıklarla koşarak kendilerini bir an önce dışarıya atmaya çalışıyorlardı.Hademeler ellerinde kova ile yangını bir nebze söndürmek için su dökmeye çalışırken henüz ne olduğunu bile anlayamayan kaçan öğrenciler yanlarından geçtikleri odaların kapılarına vurup ‘kaçın,kaçın’ diye bağırıyorlardı.
Betül inerken 3.katta en dip odada oda arkadaşının rahatsızlanıp bir haftalığına evine gitmesi nedeniyle tek kalan Melis odada olabileceğini düşünüp ona doğru gitti.Kapıyı yumruklayıp ‘Melis,orda mısın,hadi çabuk çık.Acele et.’diye bağırdı.Bir ses gelmeyince aşağıya indiğini düşünüp koşarak yangından kaçan diğer öğrencilerle birlikte aşağıya doğru yöneldi.Melis’in kardeşi Neslihan alt katta yaşıtlarıyla beraber kalıyordu.Ablasının çıkıp çıkmadığından emin olmak için odasına bakmayı düşündü.O kadar korkmuş ve heyecanlıydı ki ayaklarındaki yeşil parmak arası terliklerin onu yavaşlattığını anlayamadan koşmaya devam etti.3.kata çıkıp koridordan Melis’in odasının olduğu yöne dönmek üzereyken Betül onu durdurup Melis’in indiğini ve acele etmeleri gerektiğini söyledi.Ancak Melis her gece olduğu gibi müzik çalarından kulaklık ile son seste müzik dinliyordu ve hiçbir ses duymamıştı.Saçlarını yeni yıkamış ve kurumasını bekliyordu.Kuruduktan sonra yatacaktı.
Gözleri kapalıyken gözüne camdan yansıyan bir ışık fark edip gözlerini açtı.Kulaklığını çıkarırken cama yöneldi.Gözüne çarpan ışık itfaiyenin ışığıydı.10-15 saniye ne olduğunu anlamaya çalıştı ve elindeki müzik çaları yere fırlatıp kapıya gitti.Ahşap ve eski kapının kolunu heyecanının da verdiği titreme ile ilk denemesinde elinden kaçırdı.İkinci denemesinde sert asıldığı için kapının kolundan 3-4 santimlik bir tahta parçası koptu.Koridorda koşarken bu tahta parçasını da elinde sıkı sıkı tutuyor,atmak aklına gelmiyordu.Merdivenlere yaklaşırken ileride her yerin alevler içinde olduğunu gördü.Koşmaya devam etti.Elindeki tahta parçasını hala sıkıyordu.Merdivenler ahşap olduğu için her yer tutuşmuştu ve sadece alevler görünüyordu.Merdivenlerin yanan tutunma yerleri basamaklara düştü ve alevlerin büyümesiyle oradan geçemeyeceğini düşündü.Sonra ‘belki’ diyerek ileriye doğru bir adım attı ama cesaret edemeyip odasına geri döndü.Cama çıkıp bağırırken tahta parçasını hala elinde sıkıyordu.Arkadaşları onu fark edip itfaiye görevlilerinden yardım istediler.Melis cama doğru yükselen itfaiye merdivenini görünce sevindi ama kapıdan gelen sese döndüğünde eski ahşap kapının tutuşmaya başladığını görünce daha çok korktu.
Merdiven yeterince açılmadı.Bir sorun vardı.Merdivendeki görevli aracın başındaki arkadaşına bir şeyler yapması için seslendi.Yangın odada büyümüştü.Bozuk merdivenli aracın çıkıp diğer aracın girmesi gerekiyordu ama buna zaman yoktu.Melis yukarda,arkadaşları aşağıda ağlıyorlardı.Merdivendeki görevli ‘yapacak bir şey yok,kucağıma atla’ dedi.Melis buna cesaret edemedi.Bir yandan görevli,bir yandan arkadaşları ve okulun çalışanları ‘atla’ diye bağırıyorlardı.Melis ağlayarak bir hışımla kapıya yöneldi.Kapıyı açıp koridora çıktı.Her yerinin acıdığını hissediyordu.Merdivenlere koştu.Merdivenlerin arasında acı çekerek can verdi.Yangın 2 saat içinde tamamen söndürüldü.Cesedin bulunduğu haberi üzerine ağlayanlardan bazıları bayıldı.Elbiseleri yanmış,vücudu simsiyah Melis’in elinde tahta parça vardı.
200 kişilik bir öğrenci evinde çıkan yangında 1 kişi öldü.Olay medyada 3 gün yer aldıktan sonra birçok kişi tarafından unutuldu.Aradan 2 ay geçti.Yurt onarıldı ve tekrar kullanıma açıldı.Öğrencilerin bir çoğu 5 gece orada kalıp hafta sonu ailelerinin yanına gitmeye,aileleri uzakta olanlar ise orada hafta sonları da orada kalmaya devam etti.Peki 2 ay öncesine dönüldüğünde suçlu kim ? Kim ‘benim yüzümden oldu’ diyerek yıllarca vicdan azabı çekmeli ? Çatıda içtiği sigarasını bakmadan fırlatan öğrenci mi ? Melis’in odada olup olmadığından emin olmadan geri dönen hatta Melis’in kardeşini aşağıya indiğinden eminmiş gibi geri çeviren Betül mü ? Yoksa itfaiye merdivenlerini kontrol etmeyen görevli mi ? Bu durumda ‘katil’ kim ?

18 Mayıs 2009 Pazartesi

selin akyıldız-deneme



yaşamla ölüm arasında kalır inasn bazen.. Ölüm mü yoksa hayata tutunup devam etmek mi lazım bilemez. Ne kadar da olsa sürdürür yaşamayı,en azından çabalar.Ben yapamıyorım artık sevdiğim! bn geçiremiyorum sensiz bir dakikamı!sensiz aldığım her nesef her almaya çabalayışım sonuç vermiyor bana..Düşünüyorum sensizliği yaşamaya çalışıyorum sensiz.. Olmuoyr işte sevdiğim.. Bitmiyor sevdan...
Öyle bir şey varki içimde.. .Hem yok oluşum oluyor hmde senn için var oluşum.. Bilmiyorum.. devam edr mi bu sevda biter mi birgün uzaklarda? ...
sensiz devam edebilir mi bu beden? sana bakmadan durabilir mi, seni sensiz sevebilir mi? !!!

senn yokluğunla sarsıldı bedenim.. sensizliğimde kokun hala duruyordu tenmde... Düşün be sevdiğim sensizim ama seni yaşatıyorum her şekilde..
yokluk bile mutlu etmeye başladı bni. Ya hayal edemeseydim seni? Ya rüyalarımda görüp AŞKIM diye uyanamasaydım? ...
Seni hissediyorum .. yanımda var olmasan bile seni düşünebilmek mutlu ediyor beni...
Hatırlarmısın birlikte gülüp birlikte ağlardık sennle? Hatırlarmısın acıyı sennle paylaştım acını benmle paylaştın sen?
Ben unutmuyorum sevdiğim...Ölümde olsa ucunda.Bazen atlamak istesemde bi yerlerden..Sana sevğimden yapamıyorum..
ben sennle aynı yerde nefes almayı seviyorum çünkü...
Ölümü düşünemiyorum bile artık sırf bu yüzden eğer öleceksem bi gün seninle öleyim sevdiğim...
buralarda sensiz yaşanmazki..
seni sen yokkende işte böyle seviyorum sen.. seni senn olmadığın anlarda bile yanımdaymışsın gibi hissediyorum ben...ben sennle yaşıyorum bitanem...

sennlede ölücem....


selin(: