Benim cefalı yarim kafamdır, Divanda düşünmek bütün safamdır, Mülkiyet benimçün büyük evhamdır, Senin olanları nideyim gayrı...
13 Haziran 2011 Pazartesi
3- Umut...
Boynum ağrıyordu. Saatlerce o pis ve yarı yatık koltukta uyumamdan olmuş olmalı bu boyun ağrısı. Yüzümü yıkadım ve arabaya doğru yürümeye başladım. İnsanlar bana tuhafça bakıyorlardı. Gömleğim, kıravatım, ayakkabım kir ve toz içindeydi. Tuhaf bakışların nedeni bu olabilir. 85 liralık gömleği, 30 liralık kıravatı ne şekilde kirlettiğimi düşünüyor olabilirlerdi. Bir arabanın camından yüzüme baktım. Yolda park halinde 100 araba varsa ve sen o yoldan geçiyorsan en az 60 tanesinde kendine bakarsın. Gözlerim şişmişti. Saçımı sağa doğru ittikten sonra devam ettim yoluma. Arabaya vardım. Gelmemişti arkadaşlarım. İlk kez tek gecelik erkek arkadaşlarım olmuştu o gece. Ne yapacağımı bilmiyordum. Önüme gelen ilk otobüse bindim ve Beşiktaş’a geldim. Rastgele bindiğim otobüs Gaziosmanpaşa’ya gitse orada dolanırdım zaman öldürmek için. Saat 08.30 olmuştu. Güneş kendini hissettirmeye başladı. Kadıköy iskelesinde oturdum. Dünü düşünüyordum. O son sözleri. O beni seviyor. Bunu biliyorum. Yalnızca biraz zaman geçmesi gerekiyor. Belki de uyandığında arayacak beni.
Yarım saat insanları izlemekten sıkıldım ve vapura atlayıp Kadıköy’e geçtim. Epey acıktığımı yeni yeni anlıyordum. İndiğimde simit ve ayran alıp bir banka oturdum. İnsanlar. Çok insan var bu şehirde. Bu koşturmacayı izlemek beni yoruyor. Kimi takım elbiseli, elinde çantasıyla hızlı adımlarla bir yerlere yetişmeye çalışıyor, kimi elinde çiçeklerle sevgilisini bekliyor, kimi de dileniyor. Oturduğum yerde bunca insan çeşidini aynı anda görmemiştim. El ele tutuşan sevgililerin vapura hoş sohbet eşliğinde yürümesinden gözlerimi bir anda ayakları olmadan dilenen dilenciye çevirdiğimde büyük bir ironi yaşıyordum. Simidim bitti ve ayaklandım. Karşıdaki büfeden bir paket sigara aldım. Birkaç adım atar atmaz çakmağımı kaybettiğimi anlayıp büfeye geri döndüm ve bir çakmak aldım. Sigaramı yaktığımda bir yere gitmem gerektiğini hissediyordum ama nereye gideceğimi bilmiyordum. Sol tarafa doğru yürüdüm. Balonu gördüm. Yıllardır görüyorum ama ilk kez binmek istedim balona. En yükseğe çıkmak istedim. Bugün canım birçok şey yapmak istiyordu. Yapmak istediklerimin hepsi daha önce yapmadığım şeylerdi. Telefonuma bakmak için cebime yeltendim. Belki bir mesaj, bir arama olmuştur da duymamışım umuduyla. Telefonumun kapanmış olduğunu gördüğümde bir sıçtım mavisi gördüm. Hani bazen hiç istemediğiniz bir şeyi aniden görüp, duyup ya da hissettiğinizde yüzünüzde bir çekilme olur ya. Yüzünüzün alev alev yandığını hissedersiniz birkaç saniyeliğine. İşte o oldu. Ya aramışsa? Aramış olabilir. Saat 10.30 olmuştu. Uyanıp işe gitmiştir. Belki de beni arayıp ulaşamadığı için telaşlanıp işe gitmemiştir. İş yerine mi gitsem diye düşündüm. Gitmemeliydim. Ya aramadıysa? Karşısında beni gördüğünde bana sert çıkışabilir. Bunu insanların içinde hiç çekinmeden yapabilecek bir insandır sevgilim. Bağırıp beni rencide ederse, kötü sözler kullanırsa mahvolurdum. Bir de diğer yönden düşündüm. Beni arayıp ulaşamadığında telaş yapıp korktuysa? Benim yüzümü görmek ona çok iyi gelirse? Görür görmez dolu gözlerle boynuma atlarsa? Bu olumlu düşüncenin sonunu diğer tüm olumsuz sonuçlara değişebilirdim. Kararımı vermiştim; vapura doğru yürümeye başladım. Ne olursa olsun o iş yerine gidip sevgilimi görecektim. Vapurun kalkmasına 20 dakika vardı. Oturup beklerken neden arabam varken otobüslerle, vapurlarla seyahat etmekle uğraştığım aklıma geldi. Neyse bu önemli değildi. Bugün benim için en kötü gündü zaten. Bu en kötü günü güzel yapmaya gidiyordum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder