Benim cefalı yarim kafamdır, Divanda düşünmek bütün safamdır, Mülkiyet benimçün büyük evhamdır, Senin olanları nideyim gayrı...
30 Eylül 2010 Perşembe
2- Gecenin Köründe Ayyaşlarla
Hüznüm o kadar ağırdı ki sarhoş bile olmamıştım. Sadece biraz başım dönüyor ve elektrik lambalarını çift görüyordum ama bilincim açıktı. Nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum gecenin karanlığında. Saat iki olmuştu. Uyumak istiyordum ama hiç uykum yoktu. İnsan uyuyunca rahat ediyor hele bir de kafası bozuksa. Uyandığımda belki de telefonuma mesaj gelecek, bir özür mesajı. Gözlerimi açtığımda ilk olarak telefonuma bakarım. Sevgilimden 'günaydın' mesajını gördüğümde de o kadar iyi olurum ki anlatamam. Bazen dertli de olurdum, sabah uyanır uyanmaz sevdiğim insanın mesajını görünce derdimi unutur, aklıma onun gülümseyen suratı gelir ve bu bende de bir tebessüm oluştururdu. Bunun kadar iyi bir duygu var mıdır bilmiyorum. Yürümekten yorulmuştum ve bir banka oturdum. Yoldan geçen arabaları izliyordum. Sokakta sadece yoldan geçen arabalar, ayyaşlar bir de ben vardım sanki. Oturmuş içki içen iki ayyaşı gördüm. Bütün gün sokakta dilenip içki parasını çıkaran ayyaşlar gecenin bu saatinde burada olmalarına rağmen kedersiz gibi görünüyorlardı. Muhabbetleri koyuya benziyordu. Sık sık kahkaha atıyorlardı. Yanlarına gidip ben de o muhabbete katılmak istedim. En azından biraz sosyalliğe ihtiyacımın olduğu bir gündeydim. Yanlarına yanaştım ve 'benim de içeceğim fazla biranız var mı?' dedim. Bir kaç saniye beni süzdüler.
Belki de son yıllarda onlarla oturup bir şey içmek için izin isteyen en şık adam bendim. 'Tabi. Buyur abi otur' dedi ve siyah poşetten bir bira da bana açıp verdi. Yaşı benden hayli büyük olmasına rağmen 'abi' demesini, sürekli yoldan geçen insanlardan dilenirken para isteme alışkanlığına bağlıyorum. Biramdan yudumlanmaya başladım fakat hala suratıma bakıyorlar-
lardı. 'Bu adamın bizimle ne işi olur' der gibi. 'Ee uzaktan göründüğünüzden daha suskunsunuz' dedim. Heyecanlı bir surat ifadesiyle 'şaşırdık beyim senin bizimle ne işin olur, neden evinde değilsin?' dedi. Buna karşılık olarak; 'Kafam bozuk olamaz mı?' dedim. Ses çıkmadı kimseden. 'Merak edip anlatmamı istiyorsanız bana müsade' dedim ve ayağa kalktım, pantolonumun tozunu silkelemeye başladım elimle. 'Yok, yok beyim buyur otur' dedi yaşlı olan. Ben oturur oturmaz yanındaki 18-19 yaşlarındaki sarışın ve kısa boylu çocuğa biraz önce anlattığı şeyin devamını anlatmaya başladı. Arada bir bana da dönüp anlatıyordu. Adamın konuşma tarzı çok güzeldi. İnsanın dinledikçe dinleyesi geliyordu. Saatlerdir ilk kez gözümde az da olsa mutluluk vardı. En son ne zaman bu kadar kahkaha attığımı hatırlamıyordum. O bir hikaye anlattı, yanındaki bir hikaye anlattı, bir hikaye anlattım derken saat beş buçuk oldu. İçkilerimiz ve sigaram bitti. Yaşlı adam 'bu kadar eğlence yeter ben yatıyorum' dedi. Genç de 'tamam abi' dedi. Ayaklandılar ve ben 'eve mi?' dedim. Birden ikisi de gülmeye başladılar. O an ayyaşların bir evinin olmadığını unutmuştum. Gülmeleri bitince yaşlı adam 'evet delikanlı gel bizde kal' dedi gülümseyerek. 'Olur' dedim tereddütsüz. Neden direk 'olur' dediğimi hala anlamış değilim. Belki de bana hayatımda tanıdığım bir çok insandan daha çok güven verdiler şu 3-4 saat içinde. Onları takip ettim. Hurda bir arabaya geldik. Her yeri paslanmış lacivert ve çok eski model bir araba 'İşte evim' dedi bana bakarak yaşlı adam. O an anladım onların gerçekten ayyaş insanlar olduklarını. Bir şekilde kıvrılıp sığdık o arabaya. Uzandım, gözlerimi kapattım ve Gülsüm'ün yüzü geldi aklıma. Yalnız kalır kalmaz aklıma geliyor onun yüzü. Sanırım 15-20 dakika içinde uyumuştum. O kadar yorgunluk ve o kadar içki uyumama yardımcı oldu. Bir anda gözlerimi açtım. Sabah olmuştu. Çok huzurlu uyumuştum. Ayılmıştım ve hemen o arabadan çıktım. Karşıda görünen camiye doğru yöneldim yüzümü yıkamaya.
29 Eylül 2010 Çarşamba
1- O İlk Saatler Bittiğimin
Güzel bir kız tanıdım, eli elimdeydi. Ben dedim ki; 'Son durağım!', O da dedi ki; 'Sensiz yaşayamam!'.
Her gördüğümde içimden elimde olmadan tebessüm geliyordu, engel olamıyordum. Çünkü; onu seviyordum. Bakışları öyleydi ki adeta 'Seninim' diyordu ölene kadar. Belki de hep benim olması gerektiğini, asıl benim onsuz yapamayacağımı düşünmeye başladığım için öyle geldi bana. Gün geldi ki; 'Sıkıldım' dedi bana. 'Neden' dedim. 'Ben seni sevmiyorum, sen beni
sevmiyorsun. Sürdürmenin anlamı yok, zorluk çıkarma lütfen' dedi. 'Peki' dedim güçlükle. Gözlerim, gözlerinden ayrılmıyordu. Şaka yaptığını söylemesini bekledim hiç de inanmayarak. Ama döndü arkasını gitti, 'Hoşça kal' bile demeden. İçtim, zil zurna sarhoş
oluncaya kadar içtim. Önümde meze, elimde rakı kadehi, telefonuma baktım tek başıma otururken Beyoğlu’nda bir meyhanede. Baktım ki çalar da aşkımın adını görürüm 'Arayan numara' bölümünde. Planı bile yapmıştım, aradığında 5 saniye bekleyip öyle açacaktım, pişman olduğunu söylemesinin kalbimi kazanması için çok da kolay olmayacağını söyleyecektim. İki kez özür dilediğinde de affettim deyip arabaya atladığım gibi soluğu evinin önünde alacaktım. Babası kızar onun, dışarı çıkamaz saat olmuş on bir. O, pencereden bana bakacaktı, ben de ona bakıp tebessüm edecektim içimde kopan mutlulukla. Onu çok sevmiştim, O da beni sevmiş olmalıydı. Tamam beş aylık ilişkimiz vardı ama ben bağlandıysam o da bağlanmıştır kesin. Sonra sabah olacak, ben arabada sızıp kalmış olacağım, o da babası işe çıktığı gibi arabaya gelip cama vurarak 'aşkım hadi uyan bak ben geldim' diyecekti. Ablası da camdan bu durumu görüp o meymenetsiz suratıyla somurtarak içeri girecekti. Gülsüm, ablasının annesine çektiğini söylüyor. O da çok somurtkanmış rahmetli. Henüz dört yaşındayken ölmüş Gülsüm'ün annesi. Ciğer kanserinden. Doktor bir yıl kadar yalvarmış sigarayı bırakması için ama o dinlememiş. Babası zaten ayyaş, beraber içiyorlarmış. Neyse rahmetlinin ardından konuşmak iyi değildir. Sonra Gülsüm'le Beşiktaş'taki Abbasağa parkının yakınında bir pideci var, oraya gidecektik. Her salı oraya giderdik kahvaltıya. İkimiz de izin günümüzü aynı gün yapmıştık çalıştığımız şirketlerde. Her salı önce o pidecide kahvaltımızı yapardık, sonra tüm gün beraber olurduk. Gezmediğimiz yer kalmazdı. Yine öyle yapardık barışmamızın şerefine. Bugünlük de işi kırıverirdik canım kovulacak halimiz yok ya. Ama hala arayan yoktu. İkinci şişeyi getirmesini istedim garsondan. Paket de yarılanıyordu. Ayrıldığımız andan itibaren ikinci paketimdi. Altı saatte ikinci paketi yarıladım. Daha gece uzun, bir kaç paket daha almam gerekiyordu. Saat gece yarısı bir oldu ve garson kapatmak üzere olduklarını söyledi bana. Çok saçma! Beyoğlu'nda gece birde meyhane mi kapatılırmış! Neymiş efendim apartman sakinleri içip içip sarhoş olup hır gür çıkaranlardan bıkmışlar da önlem almışlar kendilerine. S.ktirsin ordan! Yüzümde hayli gergin bir ifadeyle 'Öyle olsun bakalım!' dedim. Moralim bozuk, sarhoşum, kafam bozuk kavga çıkması benim için iyi olmazdı. Parayı ödeyip çıktım mekandan.
8 Mayıs 2010 Cumartesi
ZARDANADAM
Sürekli evden işe, işten eve devam eden rutinleşen hayattan kurtulmak için bir araya gelen çocukluk arkadaşlarıdır Zardanadamlar. Çocukken hayalini kurdukları Rock’n Roll dünyasının içine girmek isterler.
Bir araya gelip yaptıkları şarkıları birbirlerine okuyan arkadaşlar artık şarkılarını kaydettirip yakın akrabalarına hediye etmek için stüdyo’ya giderler. Ve stüdyo’da şarkılarını okurlar. Ve 9 şarkıdan oluşan ‘’Tamam Böceği’’ albümü hazırlanmış olur. Erbatur Çavuşoğlu(Vokal), Tolga Kaya(Solo gitar), Cem Polat(Davul), Utku Doğruak(Ritm gitar), Paşa Altın ve Serkan Aktaş(Bas gitar); Zardanadam grubunun elemanlarıdır.
Yaklaşık grub kendine 3 ay boyunca isim bulamamıştır. En sonunda 6 kişiyiz ve bir zarında 6 yüzü var diyerekten grub sonunda kendine Zardanadam ismini vermiştir. Zardanadam ismi grubun çok hoşuna gider. Zardanadam albümlerini hep kopyalayıp Rock’n Roll’ü sevenlere hiç maddi kazanç beklemeksizin hediye ediyorlar. Grub için paranın hiçbir önemi yoktur. Orjinal ve bandrol’lü albümlerini ücretsiz dağıttığı için her insanın aklına şu soru geliyor: ‘’Nereden geliyor bu değirmenin suyu?’’
Zardanadam konser gelirlerini topluyor, bazende gelirler giderleri karşılamayınca gitarlarını satıyorlar. Zardanadam bir şekilde dengeyi sağlıyor. Smile Zardanadam 2. albümleri olan korsan ismini verdikleri ‘’Korsan’’ albümünü çıkarır. Her ne kadar albümlerini ücretsiz dağıtsada korsan albümü korsanların eline ve 2,5 ytl’ye satılır. Bunu duyan Zardanadam bu duruma üzülerek olayı şöyle ifade eder: ‘’Korsan’ın korsanı!’’
Zardanadam grubu ekim 2001’de kurulmuştur. 2005 yılında grubun bas gitarcısı olan Serkan Aktaş vefat eder. (Rahmetle anıyoruz.) Onun anısına ‘’Hepsi hepsi hayat nasıl olsa’’ şarkısına Zardanadam video klib çekmiştir. Serkan Aktaş’ı hiçbir zaman unutmayacağız. Zardanadam’a sonradan Utku Kırca(Bas gitar) katılmıştır. Ve Zardanadam ‘’Dibini Gör’’ albümlerini çıkarmıştır. Dibini Gör albümünün; Dibini Gör, Güce Tapanlar, Hepsi Hepsi Hayat Nasıl Olsa şarkılarına klib çekmiştir.
Kendini bilmeyen bazıları var ve Zardanadam hakkında doğru olmayan aptal, saptal hikayeler uydurarak yok neymiş: ‘’Albümlerini satamadıklarından dolayı bedava göndererek reklam yapıyormuş. (Bak sen!) Asıl bu sözleri sözleyen kendini bilmez, kendi reklamını yapıyorda bazılarının işine gelmiyor. Zardanadam grubu kurulduğu günden buyana bir çok haksızlığa uğramıştır. ‘’Kalbim Yok’’ ismini verdikleri albüm piyasaya çıkarılmıştır ve ilk videosu Öldür Beni ve 2. videosu Sen şarkılarına çekilmiştir. Öldür Beni klibi çok tatlı, hoş klib olmuş, Sen klibi ise duygusal bi klib olmuştur. Zardanadam Bar grubu değil, daha çok Festival grubudur. Hatta şu sıralarda Zardanadam yeni albümünü çıkarmak için hazırlıklara başlamış durumdadır. Yeni albümünden olan ‘’Tadım Yok’’ şarkısını çıktıkları sahnelerde söylemişlerdir vede çok beğenilmiştir. Zardanadam’ın iki tanede singıl albümünü vardır. Ergin Özler ile ‘’Süreyya’’ ve Gökalp Baykal ile ‘’Sevgililer Günü.’’ Mavi Sakal’dan tanıdığımız Tibet Ağırtan’la ile birliktede bir singıl albüm daha yolda gözüküyor. Smile
Zardanadam şarkılarının söz ve bestelerini kendisi yazıyor. Öyle laylaylom gibi şarkılar yapmıyorlar günümüzde yani günü kurtarmak adına yapmıyorlar. Yaptıkları şarkıları günlük hayattaki deneyimleri, sevinçleri, üzüntüleri, vb. gibi… Olaylar sonucu yazıyorlar. Hiçbir şarkısını amanya eskidi artık çok dinledim diyerekten bir daha dinlememezlik yapmıyoruz. Bizimde yaşadığımız bazı olaylar bizde işte Zardanadam’ın şu şarkısı tam beni anlatıyor diyoruz ve onu dinliyoruz aynı şekilde diğer şarkılarınıda.
Daha çok ayrıntıya girmek istemiyorum. Rock’n Roll’ü ve Zardanadam’ı sevenler bu ayrıntıların ne olduğunu gayet iyi biliyor. Zardanadam, her zaman bizler senin yanındayız, bunu unutma! Motivasyon ve WebMaster’de Tolga Orhon, moral’de Akif Burak Atlar, Tibet Ağırtan, Ergin Özler, Gökalp Baykal,… destekçilerinde bizleriz yani Zardanüyelerin Smile
Şarkında belirttiğin gibi Zardanadam; yürüyecek yolları hep beraber açıcaz. Ben inanıyorumki sizler bizi bir gün ‘’gökyüzüne bakarken Zardanadam şarkıları söylediğimizi görüceksiniz.’’ Zardanadam’ı seven çok az kitleden sadece bir tanesiyim ben…
Gökhan AVCU (Şubat 2007)
Bir araya gelip yaptıkları şarkıları birbirlerine okuyan arkadaşlar artık şarkılarını kaydettirip yakın akrabalarına hediye etmek için stüdyo’ya giderler. Ve stüdyo’da şarkılarını okurlar. Ve 9 şarkıdan oluşan ‘’Tamam Böceği’’ albümü hazırlanmış olur. Erbatur Çavuşoğlu(Vokal), Tolga Kaya(Solo gitar), Cem Polat(Davul), Utku Doğruak(Ritm gitar), Paşa Altın ve Serkan Aktaş(Bas gitar); Zardanadam grubunun elemanlarıdır.
Yaklaşık grub kendine 3 ay boyunca isim bulamamıştır. En sonunda 6 kişiyiz ve bir zarında 6 yüzü var diyerekten grub sonunda kendine Zardanadam ismini vermiştir. Zardanadam ismi grubun çok hoşuna gider. Zardanadam albümlerini hep kopyalayıp Rock’n Roll’ü sevenlere hiç maddi kazanç beklemeksizin hediye ediyorlar. Grub için paranın hiçbir önemi yoktur. Orjinal ve bandrol’lü albümlerini ücretsiz dağıttığı için her insanın aklına şu soru geliyor: ‘’Nereden geliyor bu değirmenin suyu?’’
Zardanadam konser gelirlerini topluyor, bazende gelirler giderleri karşılamayınca gitarlarını satıyorlar. Zardanadam bir şekilde dengeyi sağlıyor. Smile Zardanadam 2. albümleri olan korsan ismini verdikleri ‘’Korsan’’ albümünü çıkarır. Her ne kadar albümlerini ücretsiz dağıtsada korsan albümü korsanların eline ve 2,5 ytl’ye satılır. Bunu duyan Zardanadam bu duruma üzülerek olayı şöyle ifade eder: ‘’Korsan’ın korsanı!’’
Zardanadam grubu ekim 2001’de kurulmuştur. 2005 yılında grubun bas gitarcısı olan Serkan Aktaş vefat eder. (Rahmetle anıyoruz.) Onun anısına ‘’Hepsi hepsi hayat nasıl olsa’’ şarkısına Zardanadam video klib çekmiştir. Serkan Aktaş’ı hiçbir zaman unutmayacağız. Zardanadam’a sonradan Utku Kırca(Bas gitar) katılmıştır. Ve Zardanadam ‘’Dibini Gör’’ albümlerini çıkarmıştır. Dibini Gör albümünün; Dibini Gör, Güce Tapanlar, Hepsi Hepsi Hayat Nasıl Olsa şarkılarına klib çekmiştir.
Kendini bilmeyen bazıları var ve Zardanadam hakkında doğru olmayan aptal, saptal hikayeler uydurarak yok neymiş: ‘’Albümlerini satamadıklarından dolayı bedava göndererek reklam yapıyormuş. (Bak sen!) Asıl bu sözleri sözleyen kendini bilmez, kendi reklamını yapıyorda bazılarının işine gelmiyor. Zardanadam grubu kurulduğu günden buyana bir çok haksızlığa uğramıştır. ‘’Kalbim Yok’’ ismini verdikleri albüm piyasaya çıkarılmıştır ve ilk videosu Öldür Beni ve 2. videosu Sen şarkılarına çekilmiştir. Öldür Beni klibi çok tatlı, hoş klib olmuş, Sen klibi ise duygusal bi klib olmuştur. Zardanadam Bar grubu değil, daha çok Festival grubudur. Hatta şu sıralarda Zardanadam yeni albümünü çıkarmak için hazırlıklara başlamış durumdadır. Yeni albümünden olan ‘’Tadım Yok’’ şarkısını çıktıkları sahnelerde söylemişlerdir vede çok beğenilmiştir. Zardanadam’ın iki tanede singıl albümünü vardır. Ergin Özler ile ‘’Süreyya’’ ve Gökalp Baykal ile ‘’Sevgililer Günü.’’ Mavi Sakal’dan tanıdığımız Tibet Ağırtan’la ile birliktede bir singıl albüm daha yolda gözüküyor. Smile
Zardanadam şarkılarının söz ve bestelerini kendisi yazıyor. Öyle laylaylom gibi şarkılar yapmıyorlar günümüzde yani günü kurtarmak adına yapmıyorlar. Yaptıkları şarkıları günlük hayattaki deneyimleri, sevinçleri, üzüntüleri, vb. gibi… Olaylar sonucu yazıyorlar. Hiçbir şarkısını amanya eskidi artık çok dinledim diyerekten bir daha dinlememezlik yapmıyoruz. Bizimde yaşadığımız bazı olaylar bizde işte Zardanadam’ın şu şarkısı tam beni anlatıyor diyoruz ve onu dinliyoruz aynı şekilde diğer şarkılarınıda.
Daha çok ayrıntıya girmek istemiyorum. Rock’n Roll’ü ve Zardanadam’ı sevenler bu ayrıntıların ne olduğunu gayet iyi biliyor. Zardanadam, her zaman bizler senin yanındayız, bunu unutma! Motivasyon ve WebMaster’de Tolga Orhon, moral’de Akif Burak Atlar, Tibet Ağırtan, Ergin Özler, Gökalp Baykal,… destekçilerinde bizleriz yani Zardanüyelerin Smile
Şarkında belirttiğin gibi Zardanadam; yürüyecek yolları hep beraber açıcaz. Ben inanıyorumki sizler bizi bir gün ‘’gökyüzüne bakarken Zardanadam şarkıları söylediğimizi görüceksiniz.’’ Zardanadam’ı seven çok az kitleden sadece bir tanesiyim ben…
Gökhan AVCU (Şubat 2007)
28 Nisan 2010 Çarşamba
KADINIM
kadınım, yıllar sonra yüreğinin tozlar şehirlerinden çıkarıp bakınca bana gülümseyebilecek misin tatlılıkla? yoksa sızlayacak mı yüreğin, söznemiş ateşin çırpınışıyla..
kadınım benden sonra benden önce de olduğu gibi sevgililelerin olacak ya sevebilecek misin bu yoğunlukla? yoksa eksilecek mi yüreğin yarım kalan her sevdayla
kadınım sondan sonra anılar eskiyip durulunca anımsamak bile güçleşir ya kendini mi kandıracaksın o zaman? yoksa söyleyecebilecek misin kendine.. sevdim bir zamanlar seviyorum hala..
kadınım sonra sonra şimdi ise henüz gitmemiş duruyor aramızda...
kadınım benden sonra benden önce de olduğu gibi sevgililelerin olacak ya sevebilecek misin bu yoğunlukla? yoksa eksilecek mi yüreğin yarım kalan her sevdayla
kadınım sondan sonra anılar eskiyip durulunca anımsamak bile güçleşir ya kendini mi kandıracaksın o zaman? yoksa söyleyecebilecek misin kendine.. sevdim bir zamanlar seviyorum hala..
kadınım sonra sonra şimdi ise henüz gitmemiş duruyor aramızda...
2 Mart 2010 Salı
buradan bir kız eklersin, kabul eder; muhabbete başlarsınız.. önce varsa ortak arkadaşınızla ilgili konuşursunuz, şaka yoluyla onu çekiştirirsiniz.. yoksa ekleme sebebiyle doğru orantılı konulardan konuşursunuz (örneğin müzikle ilgili, sanatla ilgili).. ya da canım sıkıldı ekledim dersin öyle konuşursunuz (işe yarama olasılığı düşüktür).. sanal alemde kaynaştıktan bir zaman sonra şaka yoluyla buluşma isteği gelir (kız veya erkekten farketmez).. buluşursunuz; ya sen onu beğenmezsin ya da o seni beğenmez.. tut ki iki kişi de birbirinden hoşlandı; o zaman bir kaç gün içinde birinden itiraf gelir (yine şaka yoluyla).. diğeri 'nerden çıktı bu şimdi' deyip karşı tarafı deli eder (-lan sen de meyilliydin ya it).. aynı gün düşünme süresi isteyip olumlu cevabı verir karşı taraf.. sanal daha ağır baskın, arada bir yüzyüze görüşürler.. aylar sürmez ki ayrılırlar (ayrılma isteği msnden gelir).. her ikisi de zaten sevmiyordum ki iyi oldu sıradaki gelsin der.. uzun süreliler de vardır elbet (sanmıyorum)..yani sonuç olarak sanal alemin sanal aşkının sanal yolla başlayıp sanal yolla bitmesini tüm gerçekleriyle okudun bııraavaa..
Berkan Argun
Berkan Argun
3 Ekim 2009 Cumartesi
KAYIK 2
Önce ellerinin yardımıyla kayığı kıyıya sürüklemeyi düşündü.Tabi soğuktan vücudu donmak üzere olan birinin buz gibi
suya ellerini daldırıp 10 metre sürüklemesi çok zordu.'Baba,baba' diye seslenmeye çalışsa da otistik olduğu için
sesi çok az çıkıyordu,kendini kimseye duyuramadı.Kayıkta onu kıyıya götürebilecek kadar küreğe benzer birşeyler aradı.
Tek kürekle gidemeyeceğini biliyordu.Poşetlerin,naylon bezlerin altlarına bakındı.Çok üşüyordu.Ev sakinlerinin uyanmasına
daha vardı.Elleriyle becerebildiğince poşetleri üzerine örttü.Tek kürekle kayığı ilerletmeye çalıştı ama nafile.Normal
bir insan bunu zor da olsa yapabilirdi ama onun için imkansız gibi birşey bu.Artık çaresi yoktu,babasının uyanmasını
bekleyecekti.Poşetlerin onu ısıtabileceğini düşünerek sıkı sıkı sarıldı.Gözü sürekli kapıdaydı.Bir süre sonra kapının açıldığını gördü.
Heyecanlandı.Kapıdaki gölge netleşince 5 yaşındaki küçük kardeşi olduğunu gördü.Sevinmişti,hem de çok.Kardeşi onu gördü,
kıyıya doğru yaklaştı ve kıyıda durdu.Yüzünde anormal bir olay görmüş tek mimik bile yoktu.Uzun uzun ağabeyini seyretti.
Görke kardeşinin onu görmediğini düşündü,ya da öyle düşünmek istedi.Açıkta kalan her yeri mosmor olmuş,hiçbir yeri tutmuyordu
neredeyse.Can havliyle ellerini sallayıp orada tehlikede olduğunu kardeşine göstermeye çalıştı.Ağzının el verdiğince 'Ahmet,
Ahmet babamı uyandır,öleceğim' diye bağırdı.Ahmet olduğu yere çöktü.Sanki göl manzarası seyreder gibi oturuyordu.Yüzünde hiç
mimik yoktu,boş boş bakıyordu.Görke ise ümidi kesmeyip ona seslenmeye devam etti.'Ahmet ne duruyorsun ? Babamı uyandırsana.
Hadi acele et.Çok soğuk.'5 yaşında olan bir çocuk bile bilirdi tehlikeyi,karşısında çırpınan ağabeyinin zor durumda olduğunu.
Ama hareketsizce ellerini çenesine dayayıp onu izlemeye devam ediyor,duymamazlıktan geliyordu.
suya ellerini daldırıp 10 metre sürüklemesi çok zordu.'Baba,baba' diye seslenmeye çalışsa da otistik olduğu için
sesi çok az çıkıyordu,kendini kimseye duyuramadı.Kayıkta onu kıyıya götürebilecek kadar küreğe benzer birşeyler aradı.
Tek kürekle gidemeyeceğini biliyordu.Poşetlerin,naylon bezlerin altlarına bakındı.Çok üşüyordu.Ev sakinlerinin uyanmasına
daha vardı.Elleriyle becerebildiğince poşetleri üzerine örttü.Tek kürekle kayığı ilerletmeye çalıştı ama nafile.Normal
bir insan bunu zor da olsa yapabilirdi ama onun için imkansız gibi birşey bu.Artık çaresi yoktu,babasının uyanmasını
bekleyecekti.Poşetlerin onu ısıtabileceğini düşünerek sıkı sıkı sarıldı.Gözü sürekli kapıdaydı.Bir süre sonra kapının açıldığını gördü.
Heyecanlandı.Kapıdaki gölge netleşince 5 yaşındaki küçük kardeşi olduğunu gördü.Sevinmişti,hem de çok.Kardeşi onu gördü,
kıyıya doğru yaklaştı ve kıyıda durdu.Yüzünde anormal bir olay görmüş tek mimik bile yoktu.Uzun uzun ağabeyini seyretti.
Görke kardeşinin onu görmediğini düşündü,ya da öyle düşünmek istedi.Açıkta kalan her yeri mosmor olmuş,hiçbir yeri tutmuyordu
neredeyse.Can havliyle ellerini sallayıp orada tehlikede olduğunu kardeşine göstermeye çalıştı.Ağzının el verdiğince 'Ahmet,
Ahmet babamı uyandır,öleceğim' diye bağırdı.Ahmet olduğu yere çöktü.Sanki göl manzarası seyreder gibi oturuyordu.Yüzünde hiç
mimik yoktu,boş boş bakıyordu.Görke ise ümidi kesmeyip ona seslenmeye devam etti.'Ahmet ne duruyorsun ? Babamı uyandırsana.
Hadi acele et.Çok soğuk.'5 yaşında olan bir çocuk bile bilirdi tehlikeyi,karşısında çırpınan ağabeyinin zor durumda olduğunu.
Ama hareketsizce ellerini çenesine dayayıp onu izlemeye devam ediyor,duymamazlıktan geliyordu.
20 Eylül 2009 Pazar
KAYIK
İlk kez balığa tek başına çıkmasına rağmen kimseyi yanına almamış,balığa çıktığına haber vermemişti Görke.Henüz 16 yaşında bir çocuğun o saatlerde dışarı çıkması çok anormalmiş gibi gözükse de Rize’de bu çok normaldir.İnsanların bir çoğu geçimlerini balıkçılıkla karşıladıkları için daha küçük yaştaki çocuklarını arada bir gece denize götürüp bu işi öğretirler.Yani orada yaşayan her çocuk en fazla 14 yaşında en az bir kez balığa tek başına çıkmıştır.Ancak Görke’nin durumu biraz farklıdır.O,otistik olduğu için hayatında babasıyla beraber en fazla 3 kez balığa çıkmıştır.Doğru düzgün konuşamayan Görke balık tutulmasını izlemekten büyük haz duyar.Her gece babası balığa çıkarken bir umut onu da yanında götürür diye 4te uyanır.Saatin kurulmasıyla alakası yoktur,kendini öyle bir alıştırmıştır ki 1.5 yıldır hiç şaşmadan 4te uyanıyor,babasına umut tamamen masumiyet dolu gözlerle bakıyordur.Ancak babası zaten gün doğmadan şiş gözlerle uyanıp ekmek teknesine balık tutmaya zar zor giderken onunla ilgilenmesi zor olacağından onu götürmüyor.
Görke.kayığı otistik sağ ve yarı otistik sol eliyle güçlükle de olsa biraz açığa çıkarmayı başarmıştı.10 dakika kadar dinlendikten sonra biraz daha açığa çekmekle uğraştı.Ona kalsa babasının açıldığından da ileriye giderdi ama güneşin doğacağını ve balıkları kaçıracağını düşünmüştür.Güneşin doğmasına çok vardı ama o aslında babasının onu balık tutmadan önce görmesini ve hemen yanına gidip onu karaya götürmesinden çok korkuyordu.Bu yüzden demir attı.Sanki her gece balık tutmaya giden kendisiymiş gibi profesyonel bir tavırla ağları çözüp denize saldı.Babasını izlediği için onun yaptığı şeyleri biraz yavaş ama eksiksiz yapmaya çalışıyordu.Zaman onun için çok çabuk geçmişti.Babasının alarmının çalmasına yarım saatten az bir zaman kalmıştı.Son postayı çekip küreklere asıldı.Planladığı şey babası kalkıp evden çıktığında kapıda onun tuttuğu az sayıda balığı gördükten sonra onu tebrik edip uykusuna devam etmesini sağlamaktı.Babası onun gibi her gece büyük bir hevesle kalkmıyor,uykusuzluk çekiyordu.Ona çok üzülüyordu.Böylece hem en sevdiği aktiviteyi yapacak hem de babasını uykusuna gönderip onu rahatlatacaktı.Bir iki kürek çektikten sonra elinin buz kestiğini anladı.Haliyle hava gece çok soğuktu.Kıyıya 10 metre kala eli soğukluğun azizliğine anlık tutmayacak hale geldi ve kürek boşta kalıp göle düştü.Önce tek koluyla kıyıya varamayacağını,babasının uyanıp kendisini görmesini bekleyecekti.Ancak bu fikrini değiştirmesi otuz saniyeyi geçmedi.Çünkü 20 dakika daha orada olması donmasına yeterli bir süreydi.
Görke.kayığı otistik sağ ve yarı otistik sol eliyle güçlükle de olsa biraz açığa çıkarmayı başarmıştı.10 dakika kadar dinlendikten sonra biraz daha açığa çekmekle uğraştı.Ona kalsa babasının açıldığından da ileriye giderdi ama güneşin doğacağını ve balıkları kaçıracağını düşünmüştür.Güneşin doğmasına çok vardı ama o aslında babasının onu balık tutmadan önce görmesini ve hemen yanına gidip onu karaya götürmesinden çok korkuyordu.Bu yüzden demir attı.Sanki her gece balık tutmaya giden kendisiymiş gibi profesyonel bir tavırla ağları çözüp denize saldı.Babasını izlediği için onun yaptığı şeyleri biraz yavaş ama eksiksiz yapmaya çalışıyordu.Zaman onun için çok çabuk geçmişti.Babasının alarmının çalmasına yarım saatten az bir zaman kalmıştı.Son postayı çekip küreklere asıldı.Planladığı şey babası kalkıp evden çıktığında kapıda onun tuttuğu az sayıda balığı gördükten sonra onu tebrik edip uykusuna devam etmesini sağlamaktı.Babası onun gibi her gece büyük bir hevesle kalkmıyor,uykusuzluk çekiyordu.Ona çok üzülüyordu.Böylece hem en sevdiği aktiviteyi yapacak hem de babasını uykusuna gönderip onu rahatlatacaktı.Bir iki kürek çektikten sonra elinin buz kestiğini anladı.Haliyle hava gece çok soğuktu.Kıyıya 10 metre kala eli soğukluğun azizliğine anlık tutmayacak hale geldi ve kürek boşta kalıp göle düştü.Önce tek koluyla kıyıya varamayacağını,babasının uyanıp kendisini görmesini bekleyecekti.Ancak bu fikrini değiştirmesi otuz saniyeyi geçmedi.Çünkü 20 dakika daha orada olması donmasına yeterli bir süreydi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
