Benim cefalı yarim kafamdır, Divanda düşünmek bütün safamdır, Mülkiyet benimçün büyük evhamdır, Senin olanları nideyim gayrı...
18 Haziran 2011 Cumartesi
4- Hafif Bir Sarhoşluk
Vapurdan indiğimde heyecanım artmaya başladı. Elimde bir çiçekle gitmemin iyi olacağını düşünüp bir demet çiçek aldım. Çiçek bazen bir barışma sembolüdür. Bu pis halimle gidemezdim sevgilimin yanına. Önce eve gitmeliydim. Otobüse binip eve doğru yola koyuldum. En arka beşli koltuğun kapı tarafındaki son koltuğa oturdum. Kirli elbiselerim, yağlı saçlarım ve elimde çiçekle dikkat çektiğimi düşünüyordum. Bazı tuhaf bakışlara maruz kaldım. Açıkçası umrumda değildi. Otobüsten indim. Binanın önüne geldim, ceplerimde birkaç saniye anahtarımı arayıp buldum ve binaya girdim. Asansörün önünde bir dakika boşuna beklediğimi anlayınca asansörü bozan şahsa ve asansörün bozuk olduğuna dair bir belirti sunmayan apartman görevlisine mırıltılarla sayıp söverek merdivenlerden altı kat yukarıya çıktım. Eve girer girmez elbiselerimi çıkartıp duşa attım kendimi. 15 dakikalık duş bana çok iyi gelmişti. Yorgunluğumu almıştı adeta. Gülsüm’ün en sevdiği parfümümü sıkıp çıktım dışarı. Heyecanım kendini temizlik, yakışıklılık ve hoş parfüm kokumla güvene bıraktı. Barışacağımızdan emin gibiydim yol boyunca. Arabamı iş yerine yakın bir yere park ettikten sonra son kez arabanın camından görünümüme bakıp saçımı düzelttim. Yavaş adımlarla iş yerine yürüyordum. Heyecanım yeniden artma eğilimindeydi. İş yerinin kapısından girdiğimde ayaklarım titremeye başlamıştı bile. Danışmaya gidip Gülsüm Sevinç ile görüşmek istediğimi söyledim. İsmimi de söylemiştim. Ben de ismimi söylemeyip sürpriz yapmak isterdim ama danışmada sıkıntı yaşayabilirdim. Arayıp benim burada olduğumu söyledi danışmadaki bayan. Birkaç saniye telefon kulağında cevap bekledi; sonra “Tamam.” Deyip telefonu kapattı. “Bekleyin, geliyor.” Dedi. Sağ tarafta beklemek için birkaç siyah deri koltuk var. Oraya geçip konuşmak için cümlelerimi toparlamaya çalışıyordum. Gülsüm gözüktü on metre ileriden. Gözümün içine donuk bakışlarla bakarak yaklaşıyordu yanıma. Saçını toplamıştı bugün. Pek yaptığı bir şey değildi bu. Yanıma geldi. “Hoş geldin.” Demesini bekledim birkaç saniye. Bir şey demeyince “Nasılsın?” dedim. “İyiyim sağol. Sen?” dedi. “İyi olmaya çalışıyorum.” dedim hafif bir tebessümle. “Neden geldin?” dedi aynı donuk bakışlarla. Bana çok kızgın gibiydi. Elimdeki çiçek demetini uzatarak “Bunlar senin için.” dedim yine hafif bir tebessümle. Aldı ve gözümün içine bakıp cevap beklemeye devam etti. O donuk bakışlar bir türlü değişmiyordu. Konuşmak istediğimi söyledim. Ne hakkında olduğunu sordu sanki bilmiyormuş gibi. Bizimle ilgili olduğunu söyledim ve sustum. 30 saniye kadar gözlerime baktı ve yarın sabah 08.00’de onu evinden almamı söyleyip gitti. Sevinmeli miydim üzülmeli miydim karar veremedim o an. Yarına kadar nasıl bekleyecektim? Kafamda türlü senaryolarla çıkıp arabama gittim. Öylece oturdum 1 saat.
Yola çıktığımda nereye gideceğimi bilmiyordum. Eve gitmek istemiyordum. Yine Beyoğlu’ndaki o meyhaneye gittim. İçeri adım attığımda içeride sadece meyhane sahibi, çalıştırıcısı, garsonu her ne halt ise o vardı. Elinde sarı ve pisliği 5 metreden belli olan toz beziyle masayı silmekten gözlerini bana çevirdi. Hafif bir şaşkınlık vardı yüzünde. Bu normaldir. Öğlen saatlerinde tek başınıza bir meyhaneye giriyorsanız kederiniz normalin üstündedir. Çok sık rastlanır bir durum olduğunu sanmıyorum. Girdiğim kapının sol çapraz yönüne yürüyüp cam kenarında bir masaya oturdum. Önümdeki bardağı düzüne çevirdim ve bakışlarımı adama yöneltip “35’lik verir misin, yanında mezesi de olsun” dedim. Adam hiç sevimli değildi. 40’lı yaşlarda, tepesi kel, göbekli, siyah ve gür bıyıklı bir adam. Tipi Super Mario’yu andırıyordu. İşte onun sevimsiz hali. Mario rakı ve mezemi getirdi. Neden buraya gelip neden içki içmek istediğimi bilmiyorum. Moralim bozuktu tamam ama bir umudum da vardı. Çok kaçırmadan hafif bir sarhoşluğun bana iyi geleceğini düşünmüş olabilirim. Bir, iki derken şişe bitti. Aslında içmemem gerektiğine inanıyordum ama canım daha da içmek istiyordu. Mario’dan bir 35’lik daha getirmesini istedim. Mario bayram etmeliydi. Hiç müşteri gelmeyecekken şimdiden cebini doldurmuştu kar olarak. Meymenetsiz sıfata gülmenin yakışacağını sanmıyorum. Belki de hiç görmediğim için yakışmayacağını düşünüyorum. Ama yine de yakışmaz. Evladım olsa sevmem. Aslında kafamda bu düşüncelere zemin hazırladığı için Mario’ya teşekkür borçluydum. Arada bir Gülsüm’ün aklımdan çıkması fena olmuyordu. Saat 18.45. zaman hızla akıp gidiyordu. Halen yerimden kalkabilecek haldeyken kalkmam gerektiğini düşünüp kalktım. Ceketimi boynuma alıp çıktım meyhaneden. Son saatlerdeki gibi kendimi açık havada bulduğumda ne yapacağımı bilmeden, biraz da düşünerek yavaş adımlarla yürüdüm arabama.
15 Haziran 2011 Çarşamba
ANİZ
Bilmiyordum. Bu kadar kötü insanların olduğunu bilmiyordum. Sadece filmlerde olur sanıyordum. En temiz yüzlüsünün bile aslında yüzünün aksi çirkinliğe sahip olduğunu anladım. Peki en saf, en temiz, en dürüst görünümlü insana bile “Acaba?” d...iyerek yaklaşacaksak bu hayatın tadı neresinde olacak? Kurulan, kurulmaya çalışılan arkadaşlıklar, sevgililik? Erkeğin ihtiyacını neden evden kız arkadaşıma gidiyorum diye çıkan genç kızlar karşılar anlamıyorum. 18 yaşında anı yaşayıp 25 yaşına geldiğinde aynaya bakıp utanmayacak mı bu insan kendinden? Günlük ilişkilerden memnun olanlar sadece orospulardır. Para kazanırlar. Liseli sübyanlar ailelerinin onlar için verdiği uğraşları bilmeden önce karşılıksız yaparlar bu işi, sonra ücrete tabi olur bedenleri. Erkeğin umrunda olmaz, kız orospu olur heyhat!
13 Haziran 2011 Pazartesi
3- Umut...
Boynum ağrıyordu. Saatlerce o pis ve yarı yatık koltukta uyumamdan olmuş olmalı bu boyun ağrısı. Yüzümü yıkadım ve arabaya doğru yürümeye başladım. İnsanlar bana tuhafça bakıyorlardı. Gömleğim, kıravatım, ayakkabım kir ve toz içindeydi. Tuhaf bakışların nedeni bu olabilir. 85 liralık gömleği, 30 liralık kıravatı ne şekilde kirlettiğimi düşünüyor olabilirlerdi. Bir arabanın camından yüzüme baktım. Yolda park halinde 100 araba varsa ve sen o yoldan geçiyorsan en az 60 tanesinde kendine bakarsın. Gözlerim şişmişti. Saçımı sağa doğru ittikten sonra devam ettim yoluma. Arabaya vardım. Gelmemişti arkadaşlarım. İlk kez tek gecelik erkek arkadaşlarım olmuştu o gece. Ne yapacağımı bilmiyordum. Önüme gelen ilk otobüse bindim ve Beşiktaş’a geldim. Rastgele bindiğim otobüs Gaziosmanpaşa’ya gitse orada dolanırdım zaman öldürmek için. Saat 08.30 olmuştu. Güneş kendini hissettirmeye başladı. Kadıköy iskelesinde oturdum. Dünü düşünüyordum. O son sözleri. O beni seviyor. Bunu biliyorum. Yalnızca biraz zaman geçmesi gerekiyor. Belki de uyandığında arayacak beni.
Yarım saat insanları izlemekten sıkıldım ve vapura atlayıp Kadıköy’e geçtim. Epey acıktığımı yeni yeni anlıyordum. İndiğimde simit ve ayran alıp bir banka oturdum. İnsanlar. Çok insan var bu şehirde. Bu koşturmacayı izlemek beni yoruyor. Kimi takım elbiseli, elinde çantasıyla hızlı adımlarla bir yerlere yetişmeye çalışıyor, kimi elinde çiçeklerle sevgilisini bekliyor, kimi de dileniyor. Oturduğum yerde bunca insan çeşidini aynı anda görmemiştim. El ele tutuşan sevgililerin vapura hoş sohbet eşliğinde yürümesinden gözlerimi bir anda ayakları olmadan dilenen dilenciye çevirdiğimde büyük bir ironi yaşıyordum. Simidim bitti ve ayaklandım. Karşıdaki büfeden bir paket sigara aldım. Birkaç adım atar atmaz çakmağımı kaybettiğimi anlayıp büfeye geri döndüm ve bir çakmak aldım. Sigaramı yaktığımda bir yere gitmem gerektiğini hissediyordum ama nereye gideceğimi bilmiyordum. Sol tarafa doğru yürüdüm. Balonu gördüm. Yıllardır görüyorum ama ilk kez binmek istedim balona. En yükseğe çıkmak istedim. Bugün canım birçok şey yapmak istiyordu. Yapmak istediklerimin hepsi daha önce yapmadığım şeylerdi. Telefonuma bakmak için cebime yeltendim. Belki bir mesaj, bir arama olmuştur da duymamışım umuduyla. Telefonumun kapanmış olduğunu gördüğümde bir sıçtım mavisi gördüm. Hani bazen hiç istemediğiniz bir şeyi aniden görüp, duyup ya da hissettiğinizde yüzünüzde bir çekilme olur ya. Yüzünüzün alev alev yandığını hissedersiniz birkaç saniyeliğine. İşte o oldu. Ya aramışsa? Aramış olabilir. Saat 10.30 olmuştu. Uyanıp işe gitmiştir. Belki de beni arayıp ulaşamadığı için telaşlanıp işe gitmemiştir. İş yerine mi gitsem diye düşündüm. Gitmemeliydim. Ya aramadıysa? Karşısında beni gördüğünde bana sert çıkışabilir. Bunu insanların içinde hiç çekinmeden yapabilecek bir insandır sevgilim. Bağırıp beni rencide ederse, kötü sözler kullanırsa mahvolurdum. Bir de diğer yönden düşündüm. Beni arayıp ulaşamadığında telaş yapıp korktuysa? Benim yüzümü görmek ona çok iyi gelirse? Görür görmez dolu gözlerle boynuma atlarsa? Bu olumlu düşüncenin sonunu diğer tüm olumsuz sonuçlara değişebilirdim. Kararımı vermiştim; vapura doğru yürümeye başladım. Ne olursa olsun o iş yerine gidip sevgilimi görecektim. Vapurun kalkmasına 20 dakika vardı. Oturup beklerken neden arabam varken otobüslerle, vapurlarla seyahat etmekle uğraştığım aklıma geldi. Neyse bu önemli değildi. Bugün benim için en kötü gündü zaten. Bu en kötü günü güzel yapmaya gidiyordum.
30 Eylül 2010 Perşembe
2- Gecenin Köründe Ayyaşlarla
Hüznüm o kadar ağırdı ki sarhoş bile olmamıştım. Sadece biraz başım dönüyor ve elektrik lambalarını çift görüyordum ama bilincim açıktı. Nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum gecenin karanlığında. Saat iki olmuştu. Uyumak istiyordum ama hiç uykum yoktu. İnsan uyuyunca rahat ediyor hele bir de kafası bozuksa. Uyandığımda belki de telefonuma mesaj gelecek, bir özür mesajı. Gözlerimi açtığımda ilk olarak telefonuma bakarım. Sevgilimden 'günaydın' mesajını gördüğümde de o kadar iyi olurum ki anlatamam. Bazen dertli de olurdum, sabah uyanır uyanmaz sevdiğim insanın mesajını görünce derdimi unutur, aklıma onun gülümseyen suratı gelir ve bu bende de bir tebessüm oluştururdu. Bunun kadar iyi bir duygu var mıdır bilmiyorum. Yürümekten yorulmuştum ve bir banka oturdum. Yoldan geçen arabaları izliyordum. Sokakta sadece yoldan geçen arabalar, ayyaşlar bir de ben vardım sanki. Oturmuş içki içen iki ayyaşı gördüm. Bütün gün sokakta dilenip içki parasını çıkaran ayyaşlar gecenin bu saatinde burada olmalarına rağmen kedersiz gibi görünüyorlardı. Muhabbetleri koyuya benziyordu. Sık sık kahkaha atıyorlardı. Yanlarına gidip ben de o muhabbete katılmak istedim. En azından biraz sosyalliğe ihtiyacımın olduğu bir gündeydim. Yanlarına yanaştım ve 'benim de içeceğim fazla biranız var mı?' dedim. Bir kaç saniye beni süzdüler.
Belki de son yıllarda onlarla oturup bir şey içmek için izin isteyen en şık adam bendim. 'Tabi. Buyur abi otur' dedi ve siyah poşetten bir bira da bana açıp verdi. Yaşı benden hayli büyük olmasına rağmen 'abi' demesini, sürekli yoldan geçen insanlardan dilenirken para isteme alışkanlığına bağlıyorum. Biramdan yudumlanmaya başladım fakat hala suratıma bakıyorlar-
lardı. 'Bu adamın bizimle ne işi olur' der gibi. 'Ee uzaktan göründüğünüzden daha suskunsunuz' dedim. Heyecanlı bir surat ifadesiyle 'şaşırdık beyim senin bizimle ne işin olur, neden evinde değilsin?' dedi. Buna karşılık olarak; 'Kafam bozuk olamaz mı?' dedim. Ses çıkmadı kimseden. 'Merak edip anlatmamı istiyorsanız bana müsade' dedim ve ayağa kalktım, pantolonumun tozunu silkelemeye başladım elimle. 'Yok, yok beyim buyur otur' dedi yaşlı olan. Ben oturur oturmaz yanındaki 18-19 yaşlarındaki sarışın ve kısa boylu çocuğa biraz önce anlattığı şeyin devamını anlatmaya başladı. Arada bir bana da dönüp anlatıyordu. Adamın konuşma tarzı çok güzeldi. İnsanın dinledikçe dinleyesi geliyordu. Saatlerdir ilk kez gözümde az da olsa mutluluk vardı. En son ne zaman bu kadar kahkaha attığımı hatırlamıyordum. O bir hikaye anlattı, yanındaki bir hikaye anlattı, bir hikaye anlattım derken saat beş buçuk oldu. İçkilerimiz ve sigaram bitti. Yaşlı adam 'bu kadar eğlence yeter ben yatıyorum' dedi. Genç de 'tamam abi' dedi. Ayaklandılar ve ben 'eve mi?' dedim. Birden ikisi de gülmeye başladılar. O an ayyaşların bir evinin olmadığını unutmuştum. Gülmeleri bitince yaşlı adam 'evet delikanlı gel bizde kal' dedi gülümseyerek. 'Olur' dedim tereddütsüz. Neden direk 'olur' dediğimi hala anlamış değilim. Belki de bana hayatımda tanıdığım bir çok insandan daha çok güven verdiler şu 3-4 saat içinde. Onları takip ettim. Hurda bir arabaya geldik. Her yeri paslanmış lacivert ve çok eski model bir araba 'İşte evim' dedi bana bakarak yaşlı adam. O an anladım onların gerçekten ayyaş insanlar olduklarını. Bir şekilde kıvrılıp sığdık o arabaya. Uzandım, gözlerimi kapattım ve Gülsüm'ün yüzü geldi aklıma. Yalnız kalır kalmaz aklıma geliyor onun yüzü. Sanırım 15-20 dakika içinde uyumuştum. O kadar yorgunluk ve o kadar içki uyumama yardımcı oldu. Bir anda gözlerimi açtım. Sabah olmuştu. Çok huzurlu uyumuştum. Ayılmıştım ve hemen o arabadan çıktım. Karşıda görünen camiye doğru yöneldim yüzümü yıkamaya.
29 Eylül 2010 Çarşamba
1- O İlk Saatler Bittiğimin
Güzel bir kız tanıdım, eli elimdeydi. Ben dedim ki; 'Son durağım!', O da dedi ki; 'Sensiz yaşayamam!'.
Her gördüğümde içimden elimde olmadan tebessüm geliyordu, engel olamıyordum. Çünkü; onu seviyordum. Bakışları öyleydi ki adeta 'Seninim' diyordu ölene kadar. Belki de hep benim olması gerektiğini, asıl benim onsuz yapamayacağımı düşünmeye başladığım için öyle geldi bana. Gün geldi ki; 'Sıkıldım' dedi bana. 'Neden' dedim. 'Ben seni sevmiyorum, sen beni
sevmiyorsun. Sürdürmenin anlamı yok, zorluk çıkarma lütfen' dedi. 'Peki' dedim güçlükle. Gözlerim, gözlerinden ayrılmıyordu. Şaka yaptığını söylemesini bekledim hiç de inanmayarak. Ama döndü arkasını gitti, 'Hoşça kal' bile demeden. İçtim, zil zurna sarhoş
oluncaya kadar içtim. Önümde meze, elimde rakı kadehi, telefonuma baktım tek başıma otururken Beyoğlu’nda bir meyhanede. Baktım ki çalar da aşkımın adını görürüm 'Arayan numara' bölümünde. Planı bile yapmıştım, aradığında 5 saniye bekleyip öyle açacaktım, pişman olduğunu söylemesinin kalbimi kazanması için çok da kolay olmayacağını söyleyecektim. İki kez özür dilediğinde de affettim deyip arabaya atladığım gibi soluğu evinin önünde alacaktım. Babası kızar onun, dışarı çıkamaz saat olmuş on bir. O, pencereden bana bakacaktı, ben de ona bakıp tebessüm edecektim içimde kopan mutlulukla. Onu çok sevmiştim, O da beni sevmiş olmalıydı. Tamam beş aylık ilişkimiz vardı ama ben bağlandıysam o da bağlanmıştır kesin. Sonra sabah olacak, ben arabada sızıp kalmış olacağım, o da babası işe çıktığı gibi arabaya gelip cama vurarak 'aşkım hadi uyan bak ben geldim' diyecekti. Ablası da camdan bu durumu görüp o meymenetsiz suratıyla somurtarak içeri girecekti. Gülsüm, ablasının annesine çektiğini söylüyor. O da çok somurtkanmış rahmetli. Henüz dört yaşındayken ölmüş Gülsüm'ün annesi. Ciğer kanserinden. Doktor bir yıl kadar yalvarmış sigarayı bırakması için ama o dinlememiş. Babası zaten ayyaş, beraber içiyorlarmış. Neyse rahmetlinin ardından konuşmak iyi değildir. Sonra Gülsüm'le Beşiktaş'taki Abbasağa parkının yakınında bir pideci var, oraya gidecektik. Her salı oraya giderdik kahvaltıya. İkimiz de izin günümüzü aynı gün yapmıştık çalıştığımız şirketlerde. Her salı önce o pidecide kahvaltımızı yapardık, sonra tüm gün beraber olurduk. Gezmediğimiz yer kalmazdı. Yine öyle yapardık barışmamızın şerefine. Bugünlük de işi kırıverirdik canım kovulacak halimiz yok ya. Ama hala arayan yoktu. İkinci şişeyi getirmesini istedim garsondan. Paket de yarılanıyordu. Ayrıldığımız andan itibaren ikinci paketimdi. Altı saatte ikinci paketi yarıladım. Daha gece uzun, bir kaç paket daha almam gerekiyordu. Saat gece yarısı bir oldu ve garson kapatmak üzere olduklarını söyledi bana. Çok saçma! Beyoğlu'nda gece birde meyhane mi kapatılırmış! Neymiş efendim apartman sakinleri içip içip sarhoş olup hır gür çıkaranlardan bıkmışlar da önlem almışlar kendilerine. S.ktirsin ordan! Yüzümde hayli gergin bir ifadeyle 'Öyle olsun bakalım!' dedim. Moralim bozuk, sarhoşum, kafam bozuk kavga çıkması benim için iyi olmazdı. Parayı ödeyip çıktım mekandan.
8 Mayıs 2010 Cumartesi
ZARDANADAM
Sürekli evden işe, işten eve devam eden rutinleşen hayattan kurtulmak için bir araya gelen çocukluk arkadaşlarıdır Zardanadamlar. Çocukken hayalini kurdukları Rock’n Roll dünyasının içine girmek isterler.
Bir araya gelip yaptıkları şarkıları birbirlerine okuyan arkadaşlar artık şarkılarını kaydettirip yakın akrabalarına hediye etmek için stüdyo’ya giderler. Ve stüdyo’da şarkılarını okurlar. Ve 9 şarkıdan oluşan ‘’Tamam Böceği’’ albümü hazırlanmış olur. Erbatur Çavuşoğlu(Vokal), Tolga Kaya(Solo gitar), Cem Polat(Davul), Utku Doğruak(Ritm gitar), Paşa Altın ve Serkan Aktaş(Bas gitar); Zardanadam grubunun elemanlarıdır.
Yaklaşık grub kendine 3 ay boyunca isim bulamamıştır. En sonunda 6 kişiyiz ve bir zarında 6 yüzü var diyerekten grub sonunda kendine Zardanadam ismini vermiştir. Zardanadam ismi grubun çok hoşuna gider. Zardanadam albümlerini hep kopyalayıp Rock’n Roll’ü sevenlere hiç maddi kazanç beklemeksizin hediye ediyorlar. Grub için paranın hiçbir önemi yoktur. Orjinal ve bandrol’lü albümlerini ücretsiz dağıttığı için her insanın aklına şu soru geliyor: ‘’Nereden geliyor bu değirmenin suyu?’’
Zardanadam konser gelirlerini topluyor, bazende gelirler giderleri karşılamayınca gitarlarını satıyorlar. Zardanadam bir şekilde dengeyi sağlıyor. Smile Zardanadam 2. albümleri olan korsan ismini verdikleri ‘’Korsan’’ albümünü çıkarır. Her ne kadar albümlerini ücretsiz dağıtsada korsan albümü korsanların eline ve 2,5 ytl’ye satılır. Bunu duyan Zardanadam bu duruma üzülerek olayı şöyle ifade eder: ‘’Korsan’ın korsanı!’’
Zardanadam grubu ekim 2001’de kurulmuştur. 2005 yılında grubun bas gitarcısı olan Serkan Aktaş vefat eder. (Rahmetle anıyoruz.) Onun anısına ‘’Hepsi hepsi hayat nasıl olsa’’ şarkısına Zardanadam video klib çekmiştir. Serkan Aktaş’ı hiçbir zaman unutmayacağız. Zardanadam’a sonradan Utku Kırca(Bas gitar) katılmıştır. Ve Zardanadam ‘’Dibini Gör’’ albümlerini çıkarmıştır. Dibini Gör albümünün; Dibini Gör, Güce Tapanlar, Hepsi Hepsi Hayat Nasıl Olsa şarkılarına klib çekmiştir.
Kendini bilmeyen bazıları var ve Zardanadam hakkında doğru olmayan aptal, saptal hikayeler uydurarak yok neymiş: ‘’Albümlerini satamadıklarından dolayı bedava göndererek reklam yapıyormuş. (Bak sen!) Asıl bu sözleri sözleyen kendini bilmez, kendi reklamını yapıyorda bazılarının işine gelmiyor. Zardanadam grubu kurulduğu günden buyana bir çok haksızlığa uğramıştır. ‘’Kalbim Yok’’ ismini verdikleri albüm piyasaya çıkarılmıştır ve ilk videosu Öldür Beni ve 2. videosu Sen şarkılarına çekilmiştir. Öldür Beni klibi çok tatlı, hoş klib olmuş, Sen klibi ise duygusal bi klib olmuştur. Zardanadam Bar grubu değil, daha çok Festival grubudur. Hatta şu sıralarda Zardanadam yeni albümünü çıkarmak için hazırlıklara başlamış durumdadır. Yeni albümünden olan ‘’Tadım Yok’’ şarkısını çıktıkları sahnelerde söylemişlerdir vede çok beğenilmiştir. Zardanadam’ın iki tanede singıl albümünü vardır. Ergin Özler ile ‘’Süreyya’’ ve Gökalp Baykal ile ‘’Sevgililer Günü.’’ Mavi Sakal’dan tanıdığımız Tibet Ağırtan’la ile birliktede bir singıl albüm daha yolda gözüküyor. Smile
Zardanadam şarkılarının söz ve bestelerini kendisi yazıyor. Öyle laylaylom gibi şarkılar yapmıyorlar günümüzde yani günü kurtarmak adına yapmıyorlar. Yaptıkları şarkıları günlük hayattaki deneyimleri, sevinçleri, üzüntüleri, vb. gibi… Olaylar sonucu yazıyorlar. Hiçbir şarkısını amanya eskidi artık çok dinledim diyerekten bir daha dinlememezlik yapmıyoruz. Bizimde yaşadığımız bazı olaylar bizde işte Zardanadam’ın şu şarkısı tam beni anlatıyor diyoruz ve onu dinliyoruz aynı şekilde diğer şarkılarınıda.
Daha çok ayrıntıya girmek istemiyorum. Rock’n Roll’ü ve Zardanadam’ı sevenler bu ayrıntıların ne olduğunu gayet iyi biliyor. Zardanadam, her zaman bizler senin yanındayız, bunu unutma! Motivasyon ve WebMaster’de Tolga Orhon, moral’de Akif Burak Atlar, Tibet Ağırtan, Ergin Özler, Gökalp Baykal,… destekçilerinde bizleriz yani Zardanüyelerin Smile
Şarkında belirttiğin gibi Zardanadam; yürüyecek yolları hep beraber açıcaz. Ben inanıyorumki sizler bizi bir gün ‘’gökyüzüne bakarken Zardanadam şarkıları söylediğimizi görüceksiniz.’’ Zardanadam’ı seven çok az kitleden sadece bir tanesiyim ben…
Gökhan AVCU (Şubat 2007)
Bir araya gelip yaptıkları şarkıları birbirlerine okuyan arkadaşlar artık şarkılarını kaydettirip yakın akrabalarına hediye etmek için stüdyo’ya giderler. Ve stüdyo’da şarkılarını okurlar. Ve 9 şarkıdan oluşan ‘’Tamam Böceği’’ albümü hazırlanmış olur. Erbatur Çavuşoğlu(Vokal), Tolga Kaya(Solo gitar), Cem Polat(Davul), Utku Doğruak(Ritm gitar), Paşa Altın ve Serkan Aktaş(Bas gitar); Zardanadam grubunun elemanlarıdır.
Yaklaşık grub kendine 3 ay boyunca isim bulamamıştır. En sonunda 6 kişiyiz ve bir zarında 6 yüzü var diyerekten grub sonunda kendine Zardanadam ismini vermiştir. Zardanadam ismi grubun çok hoşuna gider. Zardanadam albümlerini hep kopyalayıp Rock’n Roll’ü sevenlere hiç maddi kazanç beklemeksizin hediye ediyorlar. Grub için paranın hiçbir önemi yoktur. Orjinal ve bandrol’lü albümlerini ücretsiz dağıttığı için her insanın aklına şu soru geliyor: ‘’Nereden geliyor bu değirmenin suyu?’’
Zardanadam konser gelirlerini topluyor, bazende gelirler giderleri karşılamayınca gitarlarını satıyorlar. Zardanadam bir şekilde dengeyi sağlıyor. Smile Zardanadam 2. albümleri olan korsan ismini verdikleri ‘’Korsan’’ albümünü çıkarır. Her ne kadar albümlerini ücretsiz dağıtsada korsan albümü korsanların eline ve 2,5 ytl’ye satılır. Bunu duyan Zardanadam bu duruma üzülerek olayı şöyle ifade eder: ‘’Korsan’ın korsanı!’’
Zardanadam grubu ekim 2001’de kurulmuştur. 2005 yılında grubun bas gitarcısı olan Serkan Aktaş vefat eder. (Rahmetle anıyoruz.) Onun anısına ‘’Hepsi hepsi hayat nasıl olsa’’ şarkısına Zardanadam video klib çekmiştir. Serkan Aktaş’ı hiçbir zaman unutmayacağız. Zardanadam’a sonradan Utku Kırca(Bas gitar) katılmıştır. Ve Zardanadam ‘’Dibini Gör’’ albümlerini çıkarmıştır. Dibini Gör albümünün; Dibini Gör, Güce Tapanlar, Hepsi Hepsi Hayat Nasıl Olsa şarkılarına klib çekmiştir.
Kendini bilmeyen bazıları var ve Zardanadam hakkında doğru olmayan aptal, saptal hikayeler uydurarak yok neymiş: ‘’Albümlerini satamadıklarından dolayı bedava göndererek reklam yapıyormuş. (Bak sen!) Asıl bu sözleri sözleyen kendini bilmez, kendi reklamını yapıyorda bazılarının işine gelmiyor. Zardanadam grubu kurulduğu günden buyana bir çok haksızlığa uğramıştır. ‘’Kalbim Yok’’ ismini verdikleri albüm piyasaya çıkarılmıştır ve ilk videosu Öldür Beni ve 2. videosu Sen şarkılarına çekilmiştir. Öldür Beni klibi çok tatlı, hoş klib olmuş, Sen klibi ise duygusal bi klib olmuştur. Zardanadam Bar grubu değil, daha çok Festival grubudur. Hatta şu sıralarda Zardanadam yeni albümünü çıkarmak için hazırlıklara başlamış durumdadır. Yeni albümünden olan ‘’Tadım Yok’’ şarkısını çıktıkları sahnelerde söylemişlerdir vede çok beğenilmiştir. Zardanadam’ın iki tanede singıl albümünü vardır. Ergin Özler ile ‘’Süreyya’’ ve Gökalp Baykal ile ‘’Sevgililer Günü.’’ Mavi Sakal’dan tanıdığımız Tibet Ağırtan’la ile birliktede bir singıl albüm daha yolda gözüküyor. Smile
Zardanadam şarkılarının söz ve bestelerini kendisi yazıyor. Öyle laylaylom gibi şarkılar yapmıyorlar günümüzde yani günü kurtarmak adına yapmıyorlar. Yaptıkları şarkıları günlük hayattaki deneyimleri, sevinçleri, üzüntüleri, vb. gibi… Olaylar sonucu yazıyorlar. Hiçbir şarkısını amanya eskidi artık çok dinledim diyerekten bir daha dinlememezlik yapmıyoruz. Bizimde yaşadığımız bazı olaylar bizde işte Zardanadam’ın şu şarkısı tam beni anlatıyor diyoruz ve onu dinliyoruz aynı şekilde diğer şarkılarınıda.
Daha çok ayrıntıya girmek istemiyorum. Rock’n Roll’ü ve Zardanadam’ı sevenler bu ayrıntıların ne olduğunu gayet iyi biliyor. Zardanadam, her zaman bizler senin yanındayız, bunu unutma! Motivasyon ve WebMaster’de Tolga Orhon, moral’de Akif Burak Atlar, Tibet Ağırtan, Ergin Özler, Gökalp Baykal,… destekçilerinde bizleriz yani Zardanüyelerin Smile
Şarkında belirttiğin gibi Zardanadam; yürüyecek yolları hep beraber açıcaz. Ben inanıyorumki sizler bizi bir gün ‘’gökyüzüne bakarken Zardanadam şarkıları söylediğimizi görüceksiniz.’’ Zardanadam’ı seven çok az kitleden sadece bir tanesiyim ben…
Gökhan AVCU (Şubat 2007)
28 Nisan 2010 Çarşamba
KADINIM
kadınım, yıllar sonra yüreğinin tozlar şehirlerinden çıkarıp bakınca bana gülümseyebilecek misin tatlılıkla? yoksa sızlayacak mı yüreğin, söznemiş ateşin çırpınışıyla..
kadınım benden sonra benden önce de olduğu gibi sevgililelerin olacak ya sevebilecek misin bu yoğunlukla? yoksa eksilecek mi yüreğin yarım kalan her sevdayla
kadınım sondan sonra anılar eskiyip durulunca anımsamak bile güçleşir ya kendini mi kandıracaksın o zaman? yoksa söyleyecebilecek misin kendine.. sevdim bir zamanlar seviyorum hala..
kadınım sonra sonra şimdi ise henüz gitmemiş duruyor aramızda...
kadınım benden sonra benden önce de olduğu gibi sevgililelerin olacak ya sevebilecek misin bu yoğunlukla? yoksa eksilecek mi yüreğin yarım kalan her sevdayla
kadınım sondan sonra anılar eskiyip durulunca anımsamak bile güçleşir ya kendini mi kandıracaksın o zaman? yoksa söyleyecebilecek misin kendine.. sevdim bir zamanlar seviyorum hala..
kadınım sonra sonra şimdi ise henüz gitmemiş duruyor aramızda...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
