Benim cefalı yarim kafamdır, Divanda düşünmek bütün safamdır, Mülkiyet benimçün büyük evhamdır, Senin olanları nideyim gayrı...
28 Kasım 2013 Perşembe
Kış Geleli Çok Oldu
Kış mı dedi birileri?
Oysa ruhum avazım çıktığı kadar bahar ! Nasıl bir özlem taşıyorum bahara, eski dostlara ve yuvaya.
Verilmiş sözlerin tutulmadığı bir kış bana karşı nasıl dürüst olabilir ki ? İkilemde kalmışız özgürlüğümüz mü yoksa bulunduğumuz sınırlı dünya mı?
Uzun sözler bekleyen kısa hayatlarımız var. Yine pencere kenarında kalorifere sarılmış buldum kendimi. Günü nasıl boş geçirebilirim derken aklıma geldi. (Aslında ne kadar acınası bir durumda olduğumun farkındayım yazmak.. o beni bırakmazken ben bu duygudan koşarak uzaklaştım.) Mizacımdan uzaklaştığımı yazılarımdan vazgeçtiğimi anımsadım. Önce kendimi kandırdım, kaçabildiğim kadar kişiliğimden kaçtım.
Sonra aklımda masallar kurdum. Bilinenden bambaşka masallar kaybolan çocukluğumuza inat şeker ve mutlu sonla bitmeyen masallar. Tabi düşünüyor insan karamsar yazarsam arkadaşlarım demiycek mi biz senden komik bir şeyler istedik ama sen gittikçe karanlığa buluyorsun bizi diye. Sanırım bir süredir susmam bu yüzden. Masal dünyasından ayrılıp gerçekleri düşünmeye ayıracak çok zamanım var.
Kısa yazıyorsun ve karamsarsın diyen arkadaşıma..
29 Eylül 2013 Pazar
Hiç Kimsenin Anıları
Ateş kendini yakmaz.
Hüzün eskimez insanlık yaşadıkça.
Ağaç yapraklanınca dillidir.
Hepsinin söylediği tek bir cümledir.
Hangi ressam boyayabilir gökyüzünü?
Hangi göz denizler kadar ağlayabilir?
Sonsuzluk kaleminin mürekkebi dolaşır damarlarında
hayatın.
Hayat ki; suya yazılmış şiir...
Yürek yatağını bulamamış bir nehir gibi coşkun ve
acemi akmaktadır ama er geç denize varır bütün sular.
Dönüşler aslında başadır.
Can suyu verdim hayatıma. Düzensiz yaşanmışlıkların
artından farklı bir şehirle tanıştım. Geleneklere göre yaşayıp burada tabuları
yıktım. En çok söylenen şey sudan çıkmış balık gibi oluyor insan kimseyle
anlaşamıyorsun. Böyle hissettim mi acaba bilmiyorum. Her şey o kadar hızlı
gelişiyor ki neredeydim nereye geldim lan ben oluyor insan.
En çok pes etmekten korktum aklımın bir köşesinde hep
bir düşünce ya başaramazsam?
Bakışları ruhuma çevirip kendimle yüzleştim. Yeni bir
mevsimim ben bakışım sonbahar. Sevdası bir duman zemheri ağustosa inat
ellerimde kar. Ayaz bir gecenin içinde gülen bir güzdeki gamzeyim.
Kültür kaynaşması isterim sözcüklerin havada uçuştuğu
insanların birbirini anlamakta güçlük çektiği ama gülen gözlerle baktıkları
karşısındakini küçük görmedikleri bir dünya.
Toparlayamadığım hislerim birikmiş. Yazarken bile
içimde kıpırtılar oluşuyor. Özlem kokuyor buralar.
Hayatın kanat sesiyim ve çırpınışıyım tutsak bir
yüreğin.
Hazan gibi sarı yaprak yazgısı… Hazan gibi usulca
düşüyorum… Ağlayarak hem çatlayarak topraklarım dört mevsim üç renk adımı
bilmeden yaşıyorum.
Cover yaptım hayatıma. Yeni hayaller, yeni
fikirler, yeni insanlar... ‘Bu kez her şey başka olacak’ her yeni başlangıçlar
gibi. Radikal kararlar alacağım, yapamadığın şeyleri yapacağım, hatta uzak
durduğum kalemine yeniden sıkıca sarılacağım… Bu kez her şey başka olacak…
Yeni mevsimime geldin, hoş geldin…
22 Eylül 2013 Pazar
MUTLULUĞUMDA GERÇEK OLSUN ACIMDA
Bir
oyun oynuyor kalbim
Sonunda yenileceğini bildiği halde
Gözlerim biriktiriyor yaşları
Zamanı geldiğinde akıtmak için yüreğime
Bile bile yanmak
Uğrunda ölmek değil
Yaşarken ölmek ve tekrar ölebilmek için yeniden dirilmek
Sevmek hiç korkmadan
Ay yüzünü bir gün göreceğine inanmak
Sana sarıldığını hayal etmek…
Kalbim asla kazanamayacağı bir oyun oynuyor
Oyunda kazanan yok
Kaybedenler listesinde adım yazılmış
Yazılmaktan da öte ,
Kaderime kazınmış.
Kalbim sizinle de oynuyor fark ettirmeden
Gözlerim aldanmayın diyor sahte mutluluğuma
Bakın gülmüyorum ben
İnanmayın kulaklarınıza
Duymayın kahkahalarımı
Duymanız gereken haykırışlarım
Çıkmıyor sesim ,sessiz çığlıklarım
Silin diye akıtıyorum yaşlarımı
Hiçbir el dokunmuyor, okşamıyor yüzümü
Ama kalbim hala seviyor
Ruhumu da hapsediyor acınası aşklara
Bir el uzansın da çıkarsın diye bekliyorum
Umut kuyusunda boğulmadan daha fazla.
Uyanmak istiyorum artık
Hayal olduğunu bildiğim bu hayattan.
Boş masalların Sindrella sı olmaktansa
Gerçeklerin Kül Kedisi olmaya razıyım
Bırak kalbim acılarım gerçek olsun
Bitir şu oyunuda ruhum huzur bulsun
Gözlerim biriktiriyor yaşları
Zamanı geldiğinde akıtmak için yüreğime
Bile bile yanmak
Uğrunda ölmek değil
Yaşarken ölmek ve tekrar ölebilmek için yeniden dirilmek
Sevmek hiç korkmadan
Ay yüzünü bir gün göreceğine inanmak
Sana sarıldığını hayal etmek…
Kalbim asla kazanamayacağı bir oyun oynuyor
Oyunda kazanan yok
Kaybedenler listesinde adım yazılmış
Yazılmaktan da öte ,
Kaderime kazınmış.
Kalbim sizinle de oynuyor fark ettirmeden
Gözlerim aldanmayın diyor sahte mutluluğuma
Bakın gülmüyorum ben
İnanmayın kulaklarınıza
Duymayın kahkahalarımı
Duymanız gereken haykırışlarım
Çıkmıyor sesim ,sessiz çığlıklarım
Silin diye akıtıyorum yaşlarımı
Hiçbir el dokunmuyor, okşamıyor yüzümü
Ama kalbim hala seviyor
Ruhumu da hapsediyor acınası aşklara
Bir el uzansın da çıkarsın diye bekliyorum
Umut kuyusunda boğulmadan daha fazla.
Uyanmak istiyorum artık
Hayal olduğunu bildiğim bu hayattan.
Boş masalların Sindrella sı olmaktansa
Gerçeklerin Kül Kedisi olmaya razıyım
Bırak kalbim acılarım gerçek olsun
Bitir şu oyunuda ruhum huzur bulsun
19 Eylül 2013 Perşembe
YALNIZLIĞIMDAKİ SEN
Yürüyorum sonu olmayan sessiz
koridorlarda
başımda binlerce soru,
binlerce sen var yine etrafımda…
ben kimsesiz,
ben sessiz, ben sensiz
dikenli teller döşenmiş yollarıma,
kımıldasam canım yanacak biliyorum.
tutuyorlar kollarımı ,
dolanıyor bacaklarıma sarmaşık gibi insanlar
ben sana koşarak geliyorum,
durmadan,
yorulmadan…
isyanım oluyor bazen bitmeyen karanlık
daha ne kadar engel aşmalıyım
ne kadar ölmeli ruhum,
parçalanmalı bedenim…
yetişemiyorum sana
duvarlar örülüyor her attığım adımda
yırtıyorum,
bir kağıdı yırtar gibi duvarları
fırlatıp atıyorum yoluma çıkan her taşı
bazen duruyorum,
bakıyorum ardıma
ne kadar da az yol almışım aslında diyorum
esiyor senden bana bir deli rüzgar
kokun burnuma çalınıyor
hızlanıyor yavaşlayan kalbim
ayaklarım bana sormuyor ilerlerken yolunda
ben, ben değilim artık
sen oluyor, sana karışıyorum
senin olmaya geliyorum.
karanlıktan aydınlığa,
attığım her adımda …
bekle beni…
attığım her adımda
biraz daha senin oluyorum…
başımda binlerce soru,
binlerce sen var yine etrafımda…
ben kimsesiz,
ben sessiz, ben sensiz
dikenli teller döşenmiş yollarıma,
kımıldasam canım yanacak biliyorum.
tutuyorlar kollarımı ,
dolanıyor bacaklarıma sarmaşık gibi insanlar
ben sana koşarak geliyorum,
durmadan,
yorulmadan…
isyanım oluyor bazen bitmeyen karanlık
daha ne kadar engel aşmalıyım
ne kadar ölmeli ruhum,
parçalanmalı bedenim…
yetişemiyorum sana
duvarlar örülüyor her attığım adımda
yırtıyorum,
bir kağıdı yırtar gibi duvarları
fırlatıp atıyorum yoluma çıkan her taşı
bazen duruyorum,
bakıyorum ardıma
ne kadar da az yol almışım aslında diyorum
esiyor senden bana bir deli rüzgar
kokun burnuma çalınıyor
hızlanıyor yavaşlayan kalbim
ayaklarım bana sormuyor ilerlerken yolunda
ben, ben değilim artık
sen oluyor, sana karışıyorum
senin olmaya geliyorum.
karanlıktan aydınlığa,
attığım her adımda …
bekle beni…
attığım her adımda
biraz daha senin oluyorum…
15 Eylül 2013 Pazar
Aşk ve Gurur
Böyle aşk olmaz ki deyip bağırmak geliyor bazen
içimden. ilk gördüğün an muhakkak
takılır gözüne ve arkasından göz göze gelmeler başlar. Bunlar yetmezmiş gibi
birde laf atmalar… bizim hikayemizde böyle başlamıştı. Güzeldi , özeldi…
mutluluğun doruklarındayken bir anda yere çakılarak uyandım o güzel ve derin
uykudan. Sanki hiç olmamıştı hayatımda. Sinsice çaldığı kalbimi usulca terk
etmişti. Sonrası… sonrası yaşıyor taklidi yapan bir ölü olmaktı… Nedenini
bilmeden terk edilmenin verdiği suçluluk duygusuyla gelen uykusuz gecelerdi
sonrası… ve tam toparlandım yeniden nefes alıyorum derken bana bakan bir çift
göz görmekti. Aylarca, yıllarca çabalayıp ördüğüm duvarların yeniden
yıkılmasıydı bugünüm. Benden af diliyordu, affedilmek istiyordu… kolay mıdır
affetmek , ağlayarak geçirilen geceleri unutmak kolay mı ? karşımda duruyor şu
an bir şeyler anlatıyor bana. Bense üç maymun gibiyim… görmüyorum , duymuyorum
, bilmiyorum… içime çektiğim derin bir nefesle gelen cesaret ; dudaklarımdan
“yeter” kelimesinin dökülmesini sağladı. Bakışları değişmişti artık. Daha
şaşkın bir ifadeyle baktı yüzüme hala affet beni der gibiydi… üzgünüm affedemem
diyerek arkamı döndüm ve attığım her adımda dönüp sarılmamak için tuttum
kendimi. Ya çizdiğim yolda devam edecektim ya da tarih tekerrür edecekti. En
cesur insanın bile takıldığı noktadır aslında. Ya son yine aynıysa… tamda bunu
düşünürken arkadan gelen çaresiz bir ses “ beni bırakma” dedi. Doğru kararı
verebilmek saniyelerle hatta saniselerle sınırlıydı. Ya gözümü karartıp kendimi
ona bırakacaktım ya da o sesi duymayacaktım. Ama çok geç… kulaklarım işitmiş
ruhum hissetmişti. Önce adımlarım yavaşladı, yavaşlayan adımlarımın aksine
kalbim yerinden çıkacak gibi hızlı atmaya başladı. Heyecandan buz kesen
vücudumu bir anda alev gibi yanan kollar sarıp sarmaladı. Ve işte yıllar sonra
yeniden nefesimin kesildiğini hissettiğim
o an.artık yapabileceğim tek şey vardı. Ona dönüp sımsıkı sarılmak..
Aşkta gurur olur mu
diye sorulur her zaman. Sevgide gurur vardır aşkta yoktur. Aşkta gözü kapalı
adım atılır, yeri geldiğinde deli cesaretiyle koşulur sevgiliye. Bende koştum
yeniden… belki hataydı belki doğru karar kim bilir. Yaşayarak öğrenmekten başka
bir seçenek var mıydı ki ? olmadığına inanarak sarılıyorum yeniden aşka.. bu
saatten sonra tek dileğim tarihi tekerrür ettirmemek.
12 Eylül 2013 Perşembe
UYKU
Hafta boyunca kulağı okşar tek kelime yazabilmek için her yolu denedim. Şehrin manzarasına, en şairane köşelerine sığındım. Her satırı ilham verecek leziz kitaplardan bölümler okudum. En sevdiğim şarkıları dinledim. İçimde en ufak bir duygulanma, en ufak bir mutluluk,mutsuzluk yada gözyaşı belirtisi yoktu. En ufak bir yazma isteği;hiçbir şey..
Duygularımı kaybetme eşiğine ne zaman gelsem hep aynı şey. Terk ediyorum kalemimi, kitaplarımı.
Bir gece, çıplak ayakla balkona çıkıp derin derin nefes aldım. Aklımdaki sarp kayaların ardındaki masal dünyama doğru hızlı adımlar atıyordum. Ağaç dalları vücuduma çarpıyordu ben hızlandıkça onların öfkesi üzerime gelmeye başladı. Kıskanç bir çocuk gibi onları yalnız bırakışımın intikamını alıyorlardı benden. Nefesim tükenip yere düşene kadar koştum. Ben koştukça uzaklaştı dünya benden. Sırt üstü uzanıp gökyüzünü izledim bir süre ne yapacağıma karar verene kadar. Sonra nazikçe bir yağmur yağdı üzerime ayağı kalkıp tekrar yürümeye başladım bu kez yavaş ve mağrur. Yitirmişlik değil belki ama hayalimi kaybetme korkusuyla biraz endişeli yürüdüm. Ayaklarım hala çıplak üşümeye başladılar.Masal dünyamın yerleşim yerini bulana kadar yürüdüm.
Sonra uyandım bir yere oturup Sait Faik'i andım "kalemi tuttum,öptüm,yazmasam deli olacaktım.."
5 Eylül 2013 Perşembe
HERO
Kendimi en acayibinden fantastik bir süper kahraman ilan ediyorum.
Bu kanıya çocukluğumda vardım. Çok aptaldım çok, her şeye ağlayan ilgiyi kendine çekmeye çalışan sıradan kız çocuğu işte. Peki bunun nesi ilginç? Olayda burada kopuyor işte bende kendimi tanımaya başlayınca bunu sordum “ Nası bi kahramanım lan ben?”
Uzun yıllar önce başladı her şey. Soğuk karlı bir akşamda doğmamışım bildiğin yazın ortasında dünyaya gelen bir tipim. Bizimkiler papatya diye şımartmışlar beni ta ki kardeşim doğana kadar. Sonra kıskançlıklar ağlama krizleri morarma numaraları tabi doktor anlıyor kıskandığımıfoyamı ortaya çıkarmış. Neyse böyle büyüdüm geçti gitti (allaha çok şükür). Hayat hikayesi kısmını kısa tutup olayın değiştiği ve beni değiştiren asıl olaya gelelim. Normalde içine kapanık, utangaç ve elinde bir bez parçasıyla saatlerini geçiren kızın gidip yerine hala tanımlayamadığım birinin geçmesine. İlkokuldayım ve boyumdan büyük sırt çantası taşımaya zorlandığımız yıllar. Kendi hayal dünyama dalmış yürürken çok yavaş bir araba dokundu bana çarpma değildi o ya bildiğin hafiften değdi ve kendimi biranda yerde buldum. On saniyeliğine hayatla bağım koptu sanki etrafımdaki kargalarla falan konuşuyordum ruhum yaşlı buruşuk kamburu çıkmış bir babaanne gibiydi. Dünyaya geri döndüğümde insanlar yerde yatan bana bakıyorlardı ve düşündüğüm zaman endişeli suratları çok komik geliyor. Yerimden doğruldum ve sırtımdaki çantayı çalarlar korkusuyla bırakmadan yürümeye devam ettim. Hep merak etmişimdir o kadar dalgın yürürken ne düşünüyordum?
Sonrası çabuk sinirlenen tez canlı ergenlik döneminde karamsarlıktan ölen biriydim. Şimdilerde kendi masal aleminde yaşayan daha önce birçok hobi denemiş ve hiçbirinde tutunamamış vasıfsız bir hayal ürünüyüm. Evrimini tamamlamaya çalışan bir süper kahramanım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)