Bir melektim ve son doğum günümden sonra kanatlarımı yitirdim.Sanki tanrı beni cezalandırıyordu.Önceleri yaşayamayacağımı düşündüm yaşayamıyordum zaten,ölümlü olmayı tattım onlarla alay ederken.Her gün acı veren savaşlar varken,her gün suçsuz yere onlarca çocuk ölürken benim ölümsüz olmam adil değildi zaten.
Ne kadar arasam da bulamam onu.Kalbimde açtığı yarayla terk edip gitti.Ölüm bir terk ediş,yakarış,belki bir kaçış…Yaşam çok mu acı verici?Her gün kahrolmak ağlamak tekbir zincire halka dizmeye benzemeyen basit yaşamlar.
Issız bir yolda yalnız bir ruh.Kayıp, kaybolmuş bir ruh.Korku acımasızlaştırdı beni.Sadece gitmek istiyorum sadece gitmek.Yok olmadan benliğimi kaybetmeden gitmek istiyorum.
Hava sıkışıyordu, bir baskınlık vardı.Kaçmaya çalışıyordum ta ki biri ayak bileğimden tutup çekmeye başlayana dek.Kanla sulanmış topraklarda yuvarlandım, insan etleri tenime değiyordu.”Kötülüğün kök salmış topraklarda kurbanların kanıyla beslenen zebaniler, yeryüzüne inmiş cehennem ve şeytanın kralları baş seçmiş acıyla beslenin.”Sen nerde olursan inanıyorum ki o kalp devam eder ta ki ölümün soğukluğunu tadana kadar.
Boşuna aramamalı onu, boşuna kaçmamalı, kaçmak sadece kendinden kaçıştır,sadece sadece doğrudan kaçıştır.Ölüm başlangıç , ebedi uyku ama uyumadan önce yapılması gereken şeyler ,aşılması gereken yollar var.
Fani dünyaya alışmaya çalışıyorum.Gittiğim bütün kentlerden, kasabalardan kovuldum.Çünkü gittiğim her yerde bir göç başlıyordu.Ölüm göçü…Tanrının kesin bir kuralıydı ama insanlar buna inanmak istemedikleri gibi bu olayı bana bağlıyorlardı.Herkesin ölümünü görebiliyordum.Rahata kavuşuyorlardı ama kendi ölümümü göremiyorum.İnsanlar ölümden kaçarlarken ben onu arıyorum.
Yolların en darı ve en uzunundayım.Zamanın hiç geçmediği insanların hayattan hem nefret ettiği hem de onu çok sevdiği bir yer burası.Acıların en yoğunu, çaresizlik ve fakirliğin doruk noktası.Ama iş ölmeğe gelince herkes burayı o kadar çok seviyor ki yaşamak paha biçilemez hale geliyor.Nasıl bir yer bura onca kargaşa kavga nasıl alışabiliyorlar.Bir kelebeğin kabusu gibi sürse keşke 1,5 günlük bir yaşam.Onlar bu süreyi güzellikler içinde geçirmeye çalışıyorlar.
Bir yıldızdım ışığım sönmeye başladı toz oluyordum.Güzelliğim gitti insanlar gibi yaşlanmaya başladım,aynada ki görüntüm siliniyordu.Şimdi hiçbir kokuyu hissedemiyorum hep sesimin bir insanı mezardan bana duyduğu hayranlıkla uyandırabilecek kadar güzel olduğunu düşünürdüm artık konuşmaya bile mecalim yok.ebedi ve ezeli dünya arasında sıkışmışım acımı kimseye anlatamıyorum anlayan yok çünkü.
Sevgiliye duyulan bir aşk ve özlem gibiydi benim onu arayışım.Ne tatlardan vazgeçtim onun için ne aşklardan göz yaşı ve ızdırhabım.Bari o mum sönmesin.Masal gibi geçen hayatım birdenbire bir kabusa döndü.Kabus bitsin ama o mum sönmemeli:yaşamın çirkinliklerini görmeyeyim bir kerecik.Bütün ışıklar sönsün ama bana kaçış yolu gösteren mum sönmemeli.
Bu dünyanın ne çatılarını ışıldatan aylarını sayabilirsin , ne de duvarlarının gerisine gizlenen göç mevsimini.Kalbimde güvendesin ve kalbim ölüme doğru devem edecek…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder